Şu etiketi kullanan yazılar “gezi”.


Dünya kamuoyuna, özellikle son yıllarda sel baskınları ve iç kargaşalarla adını duyuran Myanmar; Çin, Bangladeş, Tayland ve Laos’a komşu olan, yüzünü Hint Okyanusu’na  çevirmiş bir Uzakdoğu ülkesi…

55 milyon nüfusa, 676.577 km2 yüzölçüme sahip, Myanmarca’nın ana dil olarak konuşulduğu ülke,   %70′i Budist, %20′si Müslüman, %10′u  Hıristiyan olan 8 ana grupla beraber 100′den fazla ayrı gruptan oluşuyor.


Myanmar, Türklere vize uygulamaktadır. Türkiye’de her hangi bir diplomatik temsilcisi bulunmadığından, Myanmar vizesi, Uzakdoğu’da en uygun ülke olarak Tayland’ın başkenti Bangkok’daki Myanmar Elçiliği’nden alınabilmektedir. Vize için birkaç fotoğraf, form ve pasaport gerekiyor. Vize ücretleri, aynı gün ya da üç günde alınabilmekte ve ücreti de buna göre değişmektedir. Günlük vize ücreti 25 Dolar, üç günlük olanı da 40 dolar civarındadır.

Myanmar’a Türkiye’den direkt uçak olmadığı için, aktarmalı gidilmesi gerekmektedir. Pek çok havayolu şirketine karşın, Birleşik Arap Emirlikleri Havayolları ile en uygun fiyata uçulabilmektedir. Myanmar’a gitmek için Bangkok ilk tercihtir. Hem vize için, hem de ucuz fiyata Myanmar’a ( Yangon ) uçmak için burası kullanılmaktadır. Uzakdoğu’daki pek çok noktaya Asya Air’le  çok ekonomik fiyatlarla uçulabilir.

Ben de Katar Havayolları ile Bangkok’a, oradan da Asya Air ile Yangon’a uçtum. Yangon Myanmar’ın başkenti olup, ülkeye giriş için kullanılması zorunlu bir hattır. Ayrıca, ülkeden çıkış için de gene Yangon kullanılacaktır.

Myanmar, çok geri bir ülke. Ülkede, bizdeki gibi işleyen bir banka sistemi olmadığından, döviz bozdurmak yabancılar için ciddi bir problemdir. Döviz bürosu da yoktur. Ülkeye giriş yapanlar, sadece Yangon Havaalanı’nın çıkış kısmındaki küçük bir masada döviz bozdurabilirler ve o belgeyi de her zaman yanlarında muhafaza etmek zorundadırlar. Zira, ülkedeki tüm harcama belgeleri, istenildiği her an görevlilerce kontrol edilebilmektedir. Birkaç yıl öncesine kadar, ülkeye giriş yapan her yabancının en az 200 Dolar bozdurması ve karşılığında alınan FEC isimli bir para ile harcama yapması gerekmekte iken, şimdilerde bu zorunluluk kaldırılmış, yerine sadece havaalanında elde edilebilen Myanmar parası olan Kyat’la ( Çet okunuyor ) döviz değiştirebilme imkanı getirilmiştir. Havaalanında döviz bozdurmak önemli bir konudur. Eğer havalanında döviz bozdurulmaz ise, geriye sadece karaborsadan bozdurmak gerekecektir ki, bu imkan sadece belli merkezlerde olmakta, bu da ciddi bir sıkıntı yaratmaktadır. Yabancıların günlük yaşamda Kyat, otel ve belirli bazı noktalarda döviz kullanmak zorundadırlar.

Myanmar’ın %60′lık bir kısmı ağaçlarla kaplıdır. Geri kalan kısımlarında ekili alan da fazla değildir. Pirinç üretiminin çoğunluğunu  oluşturduğu tarım ekonomisi yanında, balıkçılık önemli bir ekonomik aktiviyeti durumundadır.

Ülkede ulaşım zor yürümektedir. Şehirler arası yollar bakımsız ve kötüdür. Araçlar eski olduğundan, mesela 100 km.lik bir yol, birkaç saatte ancak alınabilmektedir. Gece yolculuğu pek fazla yapılmamakta, kısa mesafeler için bile nerdeyse bir gün harcanabilmektedir. Şehir içi  ulaşımda arkası açık pikaplar, hurda otobüsler çoğunluktadır.

Myanmar, sıcak bir ülke olup, her gün sabah yağmur yağarken, öğleden sonra güneş açmakta, bu da ciddi bir neme neden olmaktadır.

Yiyecek ve içecek faaliyetleri genelde, kaldırım üzerinde kurulan günlük tezgahlarda yürüyor. Pek çok yerel yiyecekler içinde, pilav, şehriye ve balık karışımıyla yapılan Mohinga özellikle en çok tercih edilen yemek türüdür. Kaldırım tezgahlarında ve restoranlardaki masalarda demlik içinde hazır olarak konulmuş Çin çayı, bizdeki kahve fincanı benzeri küçük bardaklarda ücretsiz içilebilmektedir.

Konaklama, küçük ve orta ölçekli, ucuz, fakat konfordan uzak otel ve guest house’lerde yapılmaktadır. Fiyatlar, birkaç dolar arasında değişiyor.

Myanmar’da her tarafın gezilmesine müsaade edilmemektedir. Sadece belirlenmiş bazı hatların kullanılması zorunlu olan ülkenin, sınır kısımları yabancıların ziyaretine kapalıdır. Askeri yönetimin egemen olduğu ülkede, sık sık elektrik kısıntısı yapılmakta, akşamları bir saatten sonra, her yer karanlığa bürünmektedir. Gezi için belli noktalar ziyarete açık olup, ciddi bir güvenlik sorunu yaşanmamaktadır.

Ülkeda yaşam standardı çok düşük olup, yabancılar için ucuz bir gezi ülkesidir. Budizm, ülkenin ana inanışıdır. Her taraf çok sayıda Budist tapınaklarıyla doludur. Myanmar insanının günlük yaşamının önemli bir kısmını verdiği tapınaklar, halkın yoksulluğuna karşın, özellikle kuleleri altınla kaplıdır.

Myanmar, çok eski bir tarihe sahiptir. Ziyarete açık bölgelerde, ülke tarihinin pek çok kalıntısını görmek mümkündür. Sanki, bir ring yapılarak gezilebilen ülkenin  önemli ziyaret yerleri arasında şu bölgeler bulunmaktadır.

Yangon

6 milyon nüfusuyla ülkenin başkentidir. İdari merkez olmanın yanında, Myanmar Budizmi’nin de merkezi sayılır. İki ünlü Budist tapınağı olan, Sule Paya ve Svedagon’a ev sahipliği yapar. İkisinin de kuleleri altınla kaplıdır. Her üç yılda yenilenen altınlar atılmamkata, yenileri eskilerin üzerine yerleştirilmektedir. Yenileme esnasında tonlarca altının harcandığı kuleler, gündüzkü görkemi yanında, geceleri ışıklandırma sayesinde, tam bir altın renginde uzaklardan bile fark edilebilmektedir. Sule Paya Tapınağı 46 metre,  Svadagon Tapınağı ise 100 m. yüksekliğindedir.

Karaveik, Kandavgyi Gölü’nün içinde klasik bir saray restorandır. İlginç görüntülü bu yapıda, akşamları geleneksel dans ve kukla gösterisi yapılmaktadır. Bitişiğinde, Kandavgyi Doğal Parkı bulunur.

Bagyoke Auna San Market, Yangon’un merkezinde kolonyal bir yapıdan oluşuyor. İçinde her tür hediyelik eşyanın satıldığı 1600′den fazla işyeri barındırır.

Aun Lang

Yangon’a otobüsle 7-8 saat mesafede küçük bir kent. Kentin önemli bir gezi noktası olmamakla beraber, 1. Dünya Savaşı yıllarında İngilizlerce Yemen taraflarında esir alınarak bu bölgelere getirilen Türk askerlerine ait mezarlığa ev sahipliği yapan yakınındaki bir köye ulaşmak için kullanılması gerekli nehre komşuluk eden bir yer. Gezmek, para bozdurmak ve mezarlığa gitmek için ciddi sıkıntılar çekip, sık sık yabancılar polisine götürüldüğüm, topraklarına ayak bastığım andan itibaren, yakın mesafeden  takip edilip, sonunda; ” burada kaldığın yeter, hadi git artık buradan ” denilerek, otobüse bindirilip gönderildiğim, benden başka bir turistin galiba pek uğramak istemediği, adrenal yükselten anılarla dolu olduğum bir macera kenti. Ne yazık ki, Aun Lang’dan  istediğim pek çok şeyi bu yüzden yapamadan ayrıldım.

Magavi

Benim için çok yönüyle Aun Lang’dan farkı olmayan ve belki de, ani gel – gitlerle dolu, olmak ya da olmamak  anlarımı en üst düzeyde yaşadığım, fakat her şeyin ötesinde, iyi dostluklar kurduğum bir yerleşim yeri.

Bagan

Eski Myanmar Krallığı’nın ilk başkentidir. Bagan, Myanmar’ın en ünlü turistik bölgesi olup, 42 km2′lik bir alanda, krallık dönemine ait binlerce tapınak ve tarihi kalıntı taşır. Bölgede çok sayıda otel olmakla beraber, ziyaretçiler için konaklama açısından en uygun yer, kentin yakınındaki Nyaung U köyüdür. Bagan küçük bir yerleşim yeri olduğundan, tapınakları ziyaret için at arabaları ve bisiklet kullanılmaktadır.

Mandalay

Myanmar’ın 2. büyük kentidir. Eski krallığın bir dönem başkentliğini yapmıştır. Gezginlerin birkaç gün zamanını hasredebileceği bu kent, pek çok ziyaret noktasına sahiptir.

Bunlardan Mandalay Sarayı, şehrin merkezinde, etrafı su ve yüksek duvarlarla çevrili, geniş bir alanda kurulu, son kralın ihtişamlı bir sarayıdır.

Mandalay Tepesi, yerden 230 metre yüksekliktedir. Kenti tepeden izlemek için uygun bir yerdir.

Maha Myat Muni Buda, Myanmar Budizmi’nin Mandalay’daki en eünlü tapınağıdır. İçinde, 4 metre yüksekliğinde, 65 ton ağırlığında Buda Heykeli bulunmaktadır. Heykel, kıymetli elmas ve taşlarla dekore edilmiş olup, altınla kaplıdır.

U Bein Köprüsü, Mandalay’a birkaç kilometre mesafede bulunan  Amarapura’daki  Taung-thaman Gölü üzerine yapılmıştır. Yapımında tamamen ahşap malzeme kullanılmış olup, 1502 metre uzunluğuyla, dünyanın en uzun tahta köprüsü ünvanına sahiptir.

Mingun, Mandalay’ın bitişinden geçen Ayeyarvadi Irmağı’nın karşı tarafındadır. Tekneyle ulaşılan Mingun’da, büyük bir Tapınak mevcuttur. Fakat, tamamlanamamış bir tapınaktır. 1800 yılında yapımına başlanmış, fakat 1819 yılında Kral Badavpaya’nın ölümü üzerine yarım kalmış. Tapınağın yapımı için, 20 yılda 20 bin insan çalışmış. Malzeme olarak tuğlanın kullanıldığı tapınak, 1838′deki depremde ciddi zararlar görmüş. Tamamlanmış olsaydı, dünyanın en büyük Budist Tapınağı olacağı söylenmekte.

Mingun’daki bir diğer önemli görülecek nokta da, Mingun Çanı’dır. Dünyanın en geniş ikinci, en büyükte çalar çanıdır. Bronzdan yapılmış olup, 100 ton ağırlığındadır.

Zegyo Market, Mandalay merkezinde kurulu bu çok katlı ve geniş bina, içinde çok sayıda işyerinin bulunduğu ünlü bir alış veriş merkezidir.

Ayrıca, Mandalay, ülkedeki tapınaklarda kullanılmak üzere imal edilen altınların yapıldığı birkaç altın yapım atölyesine de sahiptir. Tokmakla saatlerce süren el işçiliği ile hazırlanan altınların kullanıma hazır hale getirilişi ilginç bir seyir izlemektedir.

İnle Gölü

Myanmar’ın en ünlü yerlerinden birisidir. Ülkenin orta kısımlarında yer alır ve en çok ziyaret edilen yerlerdendir. Göl, denizden 900 metre yükseklikte ve 22 kilometre uzunluğundadır. İçinde, onlarca ada ve bu adalarda yaşayan 150 bine yakın insan vardır. Çok sayıda köy barındıran göldeki, ahşap evler, domates bahçeleri, balık avcıları, pazaryerleri ve sandal panayırları,  gelen ziyaretçilerin ilgi odağı durumundadır.

İsmet İNCE

( Bu yazı Cumhuriyet Gazetesi Gezi Dergisi’nin 18 Eylül 2008 tarihli sayısında yayımlanmıştır. )

 

” SONSUZ SESSİZLİK “

Kimi ülkeler vardır; tarih sayfalarında yer alır sessizce, yola düştüğünüzde karşılar sizi! Çin’in güneyi, Myanmar ve Tayland’ın doğusu, Kamboçya’nın kuzeyi ve Vietnam’ın batısında bulunur bunlardan birisi: Kısa adı Laos olan, Lao Demokratik Halk Cumhuriyeti… 

Laos, 236.800 km2 yüzölçüme sahip, 6 milyon nüfuslu bir Uzakdoğu ülkesi.  Nüfusun çoğunluğu Laolardan oluşuyor. Halkın % 60’ı Budist. 

Laos, Türklere  vize uyguluyor. Fakat, vize almak zor değil.  Ülkeye girerken, sınır kapısından  30 Dolar karşılığı 15 gün vize alınabiliyor.   Ben, Tayland’ın sınır kenti Udon Thani ile Laos’un başkenti Vientiane’yi birbirinden  ayıran Mekong Nehri üzerindeki Dostluk Köprüsü’nden geçerek girdim Laos topraklarına. Vize işlemleri kısa sürdü. Dolmuşla Vientiane’nin iç kısımlarına kadar gelerek, geceliği 4 Dolar’a merkezde bir otele yerleştim.  

Vientiane, beş yüz bin nüfuslu bir kent. Başkent olmasına karşın, gelişmiş olduğu söylenemez. Yollarının çoğu topraktan. Şehir içi taşımacılıkta genellikle motosiklet ve tuk tuklar kullanılıyor. Ancak, küçük bir şehir olması nedeniyle yürüyerek her tarafı gezebilmek de mümkün! Hem sınır kenti hem siyasal merkez olması nedeniyle, turistlerin  uğrak yeri durumunda. Genellikle başka bölgelere hareket için bir başlangıç noktası gibi düşünülse de, kentte ziyaret edilebilecek çok sayıda Budist Tapınağı bulunuyor. Bunların en önemlileri; Laos Budizminin sembolü kabul edilen Pha That Luang, Budizm müzesi durumundaki Haw Pha Kaew, içinde 6840 adet Buda figürü taşıyan, Vientiane’nin en eski tapınağı Vat Si Saket, bir zamanlar kralın ibadet merkezi olan Ho Pha Keo, Budist enstitüsü durumundaki Vat Ong Teu ve sütunlarından birinin çukurunda hamile bir kadının cesedinin bulunduğuna inanılan Vat Si Muang Tapınakları’dır.  Kentin değişik bölgelerine dağılmış durumdaki tapınakları gezmek için en uygun yol, tuk tuk kiralamak. Ayrıca, bağımsızlık sembolü sayılan Zafer Anıtı ve bağımsızlık mücadelesinden kesitlerin sunulduğu kolonyal yapılı Devrim Müzesi ile önemli bir alış veriş merkezi durumunda olup, içinde çok sayıda altın, gümüş kuyumculuğu işyeri barındıran Talat Sao, başkentin görülmesi gerekli noktalarını oluşturur.  Vientiane’deki birkaç günlük misafirliğin ardından gidilecek asıl yer, ülkenin kuzeybatısı’ndaki Luang Prabang’tır. Dağların arasından ve inişli-çıkışlı yollardan geçilerek ulaşılan L. Prabang, Laos’un en çok turist çeken bölgesi. O kadar ki, kente akşamüzeri varılırsa, konaklamak için yer bulmakta bile güçlük çekilebiliyor. Ben, öğleden sonra 16.00 sularında otobüsten inmeme rağmen, sadece ara sokakta bir aile  evinde yer bulabilmiştim.  

  L. Prabang, küçük ve sakin bir kent. Kenti boydan boya geçen ana caddeye çıkan çok sayıda sokaklardan oluşuyor. Tüm işletmeler ana cadde üzerine kurulmuş. Gündüzleri motosikletlerle dolu bu cadde, akşama doğru trafiğe kapatılarak, çok sayıda  el işi çalışması ve hediyelik eşyanın satışa  sunulduğu pazaryerine dönüştürülüyor. Akşamları, geç saatlere kadar devam eden tezgâhlardaki muhtelif et yiyeceklerinin, özellikle ateşte pişirilen Hindi budunun tadına doyum olmuyor. L. Prabang’da, en görkemlisi 1560 yılında yapılan Vat Şieng Tong’un başına çektiği altmış’ın üzerinde  Budist Tapınağı bulunuyor. Tapınaklar dışında, krala sunulan hediyelerle, muhtelif eşyaların teşhir edildiği Ulusal Müze, kentte görülecek önemli yerlerdir. Bu arada, sabahın erken saatlerinde Budist keşişlerinin sıra halinde ellerinde yemek taslarıyla geçişleri ve bu sırada kenarda bekleyen kişilerin getirdikleri yemeklerden keşişlerin ellerindeki tabaklara ikramı, yolu L. Prabang’a düşenlerin asla kaçırmaması gereken bir Budist seremonisidir.  

L. Prabang’dan Mekong Nehri vasıtasıyla, yakındaki köy ve mağaralara günlük turlar düzenleniyor. Yarım günlük turlar 4 Dolar. Tur esnasında köylerin ziyareti, geleneksel Laos hayat tarzının görülebilmesi açısından ilginç manzaralar sunarken, Buda Heykeli’nin bulunduğu kutsal Pak Ou Mağarası ziyareti de,  tekne turlarının önemli bir yanını  oluşturuyor.    

 

L. Prabang, UNESCO’nun Dünya Kültür Mirası  Listesi’nde yer alıyor. Turistik bir kent olmasına karşın, fiyatlar ucuz. Turistlerin çokluğuna rağmen, sakinliği ve halkıyla iç içeliği itibariyle, çok keyif aldığım bir yer oldu.  

 

Laos’un Vietnam tarafında Ponsavan yer alır. L. Prabang’dan her sabah  erken saatte kalkan otobüsle gidiliyor Ponsavan’a. Burası, Vietnam’a kara yoluyla bu bölgeden geçmek isteyenlerin uğrak yeri. Bunun yanında, önemli  gezi noktalarına da sahip. Kentin birkaç kilometre uzağında, Kavanoz Ovasında bulunan, nereden geldiği, nasıl oluştuğu kesin olarak bilinemeyen, her biri birer ton ağırlığındaki kavanoz benzeri taş parçaları ve yine Ponsavan’ın dış kısımlarında; 70’li yıllarda ABD ve Rus uçaklarından düşen patlamamış bombaların bulunduğu geniş alan ( tehlike arz ettiği için yaklaşılmıyor ) Ponsavan’ın konuklarına sunabileceği birkaç gezi noktasından ilginç olanlarıdır.

Ponsavan’dan Vietnam’a geçmek için; önce, her hangi bir araçla Laos’un sınır kasabası Nong Haat’e, oradan da başka bir araçla sınıra gitmek gerekiyor.

 

Laos’ta yaşam zor sürüyor. Fakat, herkes hayatından memnun da görünüyor. Nedendir bilinmez ama; bu engebeli coğrafyadaki yaşam, tapınaklar arasında sessiz sedasız devam ediyor. Laos’ta en çok duyduğum kelime “ Sabadi “ olmuştu. Laos dilinde “ Merhaba! “ demek!  Aralarında bulunduğum sürede gördüğüm o ki; Laosluların gönüllerindeki sıcaklık, kelimelerine yansıyor, o ise; konuklarına insan ruhunu hafifleten, dinlendirici bir sessizlik sunuyor. Galiba bu da; tapınaklar arasındaki yaşam sessizliğinin Laos’taki dayanılmaz hafifliği olsa gerek!  

  

 

İSMET İNCE                  

( Bu yazı, ” Binrota.com yazarlarından DÜNYA KADAR BİLGİ”  isimli kitapta yayımlanmıştır. )

 

UGANDA : “BİR İNSANLIK DERSİ! “

Uganda vizesi için araştırırken, karşılaştığım herkes; “ Uganda mı? Nereden aklına geldi? “ diyordu. Uzaktan bakınca gerçekten “ ne gereği vardı buranın! Hiç mi gidecek yer bulamamıştım? Üstelik, eski devlet başkanları İdi Amin için, “ insan eti yer !” dememişler miydi? “

Aslına bakarsanız, gerçeği hiç de öyle değil!

Tanzanya’nın eski başkenti Dar Es Salaam’daki Uganda Büyükelçiliği’ne vize için başvurduğumda gördüm Uganda insanının sıcaklığını ilk olarak!

Telefonla görüştüğüm konsolos, mesai bitmesine rağmen vize işlemleri için beklemişti beni. Elçilik binasına varınca içeri alınmam için ismimin not edildiğini anladım. Hiç vakit kaybetmeksizin işlemleri tamamlayıp, 30 gün vize verdiler. Konsolosun odasındaki sohbet sırasında ikram ettikleri iki bardak çay ve kapıya kadar uğurlanışım, vize işlemleri sırasında pek alışık olmadığım bir durumdu. Bu, Ugandalılar hakkında kulaktan dolma ön yargıyı da yıkmıştı.

Kenya’nın başkenti Nairobi’nin merkez kısımlarındaki Accra Sokağı’ndan kalkan Buscar Otobüs Firması’na ait bir otobüsle yaptığımız gece yolculuğunun sonuna doğru girdik Uganda topraklarına. Alacakaranlıkta geçtiğimiz sınırdan, başkent Kampala’ya ulaşmamız sabahın 8’ini buldu. Terminal dedikleri yer, ara sokaktaki bir otobüs yazıhanesinin önü.

Kampala sokakları tenhaydı. İlk işim, şehrin aşağı taraflarındaki caddelerden birinde bulunan Mukuano Guesthouse’ye yerleşmek oldu. Guesthouse konforlu değilse de, fena da sayılmazdı. Kampala güne henüz başlamamış görünüyordu. Fakat, sabah saatleri olmasına karşın Mukuano Guesthouse çok hareketliydi. Sanki kimse uyumamış gibiydi. Sonradan anladım ki; burası, “ aşk oteli “ dedikleri yerlerden birisiydi. Siz buna, aşk kapanı mı, yoksa siyah dilberlerin akıbeti belirsiz tuzağı mı dersiniz? Onun adını varın siz koyun!

Kampala, yedi tepe üzerine kurulu, 1.250.000 nüfuslu bir kent. Şehirde modern yapı fazla yok. Çoğu yeri toprak. Hayat sanki ağır ilerliyor gibi. Afrika’da başkentler genelde güvenlik sorunları yaşarken, Kampala, nispeten güvenli bir kent izlenimi verdi bana . Kentin çok fazla tarihi, turistik noktaları olmamakla beraber, Nakasero Bölgesi’ndeki Ulusal Tiyatro ve yanındaki Afrika El sanatları Merkezi ile merkezdeki Ovino Pazarı görülebilecek yerleri arasında sayılabilir. Özellikle Ovino Pazarı, geleneksel Uganda yaşam tarzı hakkında bir fikir sahibi olunabilmesi açısından görülmeye değer durumdadır. Burada tanıştığım, Kampala’nın yakın bir köyünden gelip başkente yerleşen ve pazarda meyve satarak yaşam süren Mbeye’nin tezgâhında, onunla birlikte yaptığımız çuval çuval portakal satışı, “ gel, Mzungu’nun tezgâhına gel! “ diye bağırarak satış yapan Mbeye’nin kazanç keyfi, unutamayacağım bir Kampala hoş sadasıdır.

Kampala’nın dolmuşla yarım saat mesafesinde Entebbe yer alır. Entebbe, küçük ama yemyeşil bir kent. İsmini, daha çok, bir İsrail yolcu uçağını kaçıran Filistinlilere yapılan operasyonla duyurmuştur. Ünlü Entebbe Baskını… Entebbe’den Mpanga Adası’na günlük şempanze turları düzenleniyor. Şehrin yakınında Botanik Bahçesi bulunur. Burası Tarzan filmlerinin çevrildiği, yüksek ağaçlarla kaplı ormanlık bir alan.

Botanik Bahçesi’nin biraz ilerisinde Hayvanat Bahçesi kurulmuş. Bahçede, Afrika’nın safari bölgelerindeki hayvanların pek çoğunu görmek mümkün.

Başkentin Masaka yolu üzerinde ve sağ tarafta Mpanga Koruma Ormanı yer alır. Yağmurun etkisini bile hissettirmeyecek kadar yüksek ağaçlarla kaplı bu alanda, 100’den fazla kuş ve kelebek türü bulunmaktadır. Ormanın yarım saat uzağında Ekvator çizgisine ulaşılır. Ekvator, yol kenarında birbirine çapraz duran, daire biçiminde iki çemberle simgeleniyor. Çemberlerin üzerinde “ Ekvator “ yazılı. Burası, Ekvatorun geçtiği dünyadaki 10 ülkeden biri olan Uganda’nın önemli bir ziyaret noktasını oluşturuyor.

Ekvator’dan sonra rota Masaka yönünedir. Çok geri bir kent olan Masaka, turistler açısından pek rağbet görmemektedir. Tarihi ve turistik bir özelliği olmayan Masaka’nın tepe kısımlarında çıkıldığında görülebilen Şii İmamı Ağa Han’ın evi, kentin belki de tek özellikli binasıdır.

Kampala’nın 1,5 saat doğu yönüne gidildiğinde, tek katlı, birbirine yanaşık vaziyette, renk renk binalardan oluşan bir yerleşim merkeziyle karşılaşılır. Burası Uganda’nın önemli bir sörf merkezi Jinja Kenti’dır. Uganda’nın diğer bölgelerindeki genel görüntüler burada da olmasına karşın, nispeten daha derli toplu ve şirin bir yerdir Jinja. Özellikle ana cadde üzerindeki yapıların görüntüsü dikkat çekicidir. Her biri ayrı renkte olan bu tek katlı binaların kaldırım üzerindeki gölgelikleri kentin mimari ve kültürel dokusuna ilişkin ipuçları verir.

Jinja, Afrika’nın en büyük gölü Victoria Gölü’nün kenarına kurulmuş. Aynı zamanda Jinja, Nil Nehri’nin doğduğu ve Victoria Gölü’yle birleştiği yere de tanıklık eder. Göl ile nehrin birleştiği yer, Jinja’nın hemen kıyısında bulunuyor ve her ikisi birbirinden bir taş yığınıyla ayrılıyor. Bu yönüyle Jinja, turistlerin önemli bir gezi noktası durumundadır. Sahile yakın Oboja Caddesi’nin sonuna kadar yürünüp, Triangle Oteli’nin yanından sağa dönülünce, biraz ilerde küçük bir bahçe ile karşılaşılır. Bahçenin içinde Mahatma Gandi’nin bronzdan yapılmış küçük bir heykeli vardır. Bahçe, Mahatma Gandi anısına Hint Hükümeti’nce oluşturulmuş. Gandi öldükten sonra küllerinden bir kısmının buraya savrulduğu iddia ediliyor. Hatta Gandi’nin hayatta iken, bir süre Jinja’da yaşadığı ve Nil üzerinde Rafting bile yaptığı söyleniyor. Bu yüzden, burası Ugandalı Hintlilerin kutsal bir ziyaret yeri gibidir.

Uganda, 236.800 km2 yüzölçüme sahip, 27,5 milyonluk bir ülke. Halkının % 33’ü Katolik, % 33’ü Protestan, % 16’sı Müslüman. 9. 10. 1962’de bağımsızlığına kavuşan ülkenin resmi dili İngilizce’dir.

Uganda, ekonomisi zayıf, daha çok günlük ticaretle hayat sürmeye çalışan bir Doğu Afrika ülkesi. Halkı, gösterişten uzak, sade bir hayat yaşıyor. İnsanları, son derece sıcak ve yardımsever. Gezdiğim pek çok Afrika ülkesi içinde Uganda, çok sıcak dostluklar kurduğum bir ülke oldu benim için. Genel olarak Afrika’da beyazlara karşı, açıktan olmasa da, içten içe bir mesafe ve tepki var. Fakat, Uganda da onu pek görmedim. Üstelik, hiç unutamayacağım yakınlıklar buldum orada.

Kim demiş, İdi Amin insan eti yerdi, diye! Öyle bir şey olmadığı gibi, hiç kimse de kabullenmiyor bunu zaten! Değil insan eti yemek, günlük hayatta çok saygılı ve nezaketli ilişkiler sürdürüyorlar. Hayatta hiçbir şey uzaktan göründüğü gibi değil! Oradan bile alınacak dersler var:

Entebbe Botanik Bahçesi’nde dolaşırken, okul giysileriyle oyun oynayan ilkokul öğrencisi birkaç kız çocuğuyla karşılaşmıştım. İlk anda beni görünce kaçan bu öğrencilerle, bir süre sonra arkadaş olmuş, ormanı birlikte gezmiştik. Bir ara, benden izin isteyerek, yanımdan ayrıldılar. Henüz on dakika bile geçmemişti ki, elleri arkalarında döndüler. Yanıma yaklaşıp, bir anda ellerindeki çiçekleri bana doğru uzattılar. Çiçekleri bana toplamışlardı. İşin doğrusu hiç beklemiyordum ve bir süre olduğum yerde donup kaldım. Çocukların davranışından çok etkilenmiştim. Kısa bir dostluğun karşılığı, Mzungu’ya ( beyaz adam ) sunulan birkaç demet çiçekti!

Uganda mı? “ Hıh! “ “ Nereden aklıma gelmişti. Gidecek başka yer bulamamış mıydım? “

Alın size Uganda işte! Ne düşünürseniz düşünün! İster “ adam eti yenir “ deyin! İster “ ibret vesikası! “ deyin! Sizi bilmem ama, ben ona “ bir insanlık dersi “ derim! Evet, bundan sonra ya siz? Ya siz? Siz ne dersiniz?

İSMET İNCE