(Bu yazının bir kısmı Hürriyet Gazetesi Seyahat Eki’nin 2 Nisan 2012 tarihli sayısında yayımlanmıştır.)

 

Endonezya’nın Bali Adası başkenti Denpasar Havaalanı’ndan kalkan uçağımız Doğu Timor başkenti Dili’ye yaklaştığında aklımda Balibo Filmi vardı. Film, Avustralyalı ünlü yönetmen Robert Connolly’nin,1975 yılında Balibo’da yaşanmış gerçek bir hayat hikâyesini sahneye uyarlamasıdır. Vizyona girmesiyle dünya sinemalarında büyük ilgi gören film, Ekim 2009’da Londra Film Festivali’nde, Ocak 2010’da Palm Spring Uluslararası Film Festivali’nde, Şubat 2010’da Santa Barbara Film Festivali’nde, Haziran 2010’da Münih Film Festivali’nde gösterildi. Balibo, Doğu Timor’un Bobonaro Bölgesi’nde Batı Timor sınırına yakın küçük bir kasaba… Film, adını bu küçük kasabadan alıyor. 1975 yılında Balibo’da yaşanan acı olayların sinemaya uyarlanması…

Programımda Balibo Kasabası yoktu ama aklım hep Balibo filminin anlattıklarındaydı. Çünkü Balibo’da yaşananların, bir dönem Doğu Timor’da yaşananların özeti gibi olduğundan emindim.

Denizin, gökyüzünün ve yemyeşil toprağın beraberliğini gördüğümüz öğle saatlerinde başkent Dili Havaalanı’ndaydık.

Dili Havaalanı son derece küçük ve bakımsız bir yer. Zaten büyük uçaklar havaalanına inemiyor.

Havaalanında 30 Dolar karşılığı 1 ay vize alınıyor. Girişte herhangi bir zorluk yaşanmıyor. Havaalanı şehre çok yakın. Orada karşılaştığım BM çokuluslu polis gücüne bağlı olarak çalışan Türk Emniyet görevlisi Uğur Bey ve sonradan aramıza katılan uzun yıllar Dili’de otel yöneticiliği ve restoran işletmeciliği yapan Kemal beyin sıcak ilgi ve sohbetleri sonrası, Comoro Bölgesi’nde bir otele yerleştim.

Kısa adıyla Doğu Timor olarak bilinen Doğu Timor Demokratik Cumhuriyeti, Atauro ve Jaco Adaları ile Oecusse-Ambeno Bölgesi’ni de kapsayan, Güneydoğu Asya’nın küçük bir ülkesidir. Endonezya Takımadaları’nın Güneydoğusu’nda, Avustralya’nın Darvin Kenti’nin 640 kilometre kuzeybatısında, Savu, Banda ve Timor Denizi’nin çevrelediği Timor Adası’nın doğu bölümünde yer alır. Komşusu sadece aynı adanın batısında bulunan Endonezya’ya bağlı Batı Timor’dur. Yüzölçümü 14.609 km2, nüfusu yaklaşık 1 milyon ikiyüzbindir.

Doğu Timor, uzun yıllar Portekiz sömürgesi olarak kaldı. 2. Dünya Savaşı yıllarında bir ara Japon işgaline uğradı. 1942–1945 yılları arası ülkede bulunan Avustralyalı güçlere destek verdikleri için 50 bin civarında Timorlu Japon saldırıları sonucu hayatını kaybetti. İşgal sonrası tekrar Portekiz egemenliğine giren Doğu Timor, 28 Kasım 1975’de Portekiz boyunduruğundan kurtularak, bağımsızlığını ilan etti, fakat on gün sonra 7 Aralık 1975’de bu defa Endonezya tarafından işgal edildi. 17 Temmuz 1976’da Endonezya, Doğu Timor’u ülkesinin 27. eyaleti olarak duyurdu. 1999 yılına kadar devam eden Endonezya işgali süresince, bağımsızlıkçı güçlerle Endonezya kuvvetleri arasında çarpışmalar aralıksız devam etti. Bu dönemde on binlerce Timorlu hayatını kaybetti. BM’in araya girmesiyle, Timor halkının geleceğine ilişkin referandum kararı alındı. 30 Ağustos 1999’da yapılan referandumda, halkın %78’ı Endonezya’dan ayrılmaya karar verince, BM’lere bağlı çokuluslu bir güç, barısı tesis etmek ve korumak amacıyla ülkeye yerleşti. Referandum sonrası Endonezya’ya bağlı güçlerle bağımsızlık yanlıları arasında gene yoğun çatışmalar yaşandı. Bu çatışmalarda ülkenin altyapısı ve yerleşim yerleri önemli ölçüde tahrip oldu. Sonunda Endonezya, BM’lerin de devreye girmesiyle Doğu Timor’daki haklarından vazgeçerek ülkeyi terk etti. Bunun üzerine 20 Mayıs 2002’de Doğu Timor Demokratik Cumhuriyeti ilan edildi, 27 Eylül 2002’de de BM’in 191. üyesi oldu. Ancak, ülke bağımsızlık sonunda bile istikrara kavuşamadı. İsyancı gruplar, çeteler, kabileler ve muhtelif partiler arası çatışmalar gene devam etti. 2006’da yoğunluk kazanan çatışmaların ardından BM’lere bağlı çokuluslu polis gücü de görev yapmaya başladı. Doğu Timor, şimdilerde BM’lere bağlı polis gücü sayesinde sessiz ve barışçıl bir sürece adım atmış bulunmaktadır.

Doğu Timor’un başkenti Dili’dir. Dili 1520’de Portekizliler tarafından kurulur.1769’da başkent olur, 1864’te de şehir olarak ilan edilir. Gerek Portekizliler, gerek Endonezya işgali süresince Dili hep başkent olarak kalmıştır.

Dili, ülkenin şehir denilebilecek tek yerleşim merkezi. Kent, 1975 yılındaki Endonezya işgali sonrası yıllarda ülkede yaşanan iç karışıklıklardan ciddi ölçüde nasibini almış, şehrin önemli bir kısmı bu çatışmalarda yok olmuştur. Yakın zamanda BM’in de desteğiyle yeniden kendini bulmaya çalışan Dili, şimdilerde bir taraftan geçmişteki acılarını bağrına basıp, sakin ve sessiz yaşarken, diğer yandan sakinleşmiş ülke hayatında durgun suların yelkeni gibi yol almaya çalışıp, ülkesinin yeniden onarım ve atılımına öncülük etmeye çaba sarf ediyor.

Dili’nin kuzey tarafı deniz, güney tarafı dağlıktır. Ülkenin uluslararası uçuşları olan tek havaalanı da buradadır. Ülkede iç karışıklıkların son bulmasıyla, Dili yavas yavaş gelişmeye adım atarken, giderek düzelmeye başlayan ülke ekonomisinde turizm de boy göstermeye başlamıştır. Henüz çok fazla turist çekemiyor olsa da, Dili bazı önemli gezi noktalarına sahiptir.

Dili’nin iki ucunda iki önemli anıt yer alır. Doğu ucunda ve Fatucama Burnu’nun hemen üstündeki dağlık bölgede Isa Heykeli bulunur. Heykel, işgal sırasında 1996’da Endonezyalılar tarafından Timor halkına hediye olarak dikilmiş. Heykel, Brezilya’nın Rio de Janeiro Kenti’ndeki İsa Heykeli’ne benzetilmiş olup, 27 metre yüksekliğindedir.

Hıristiyan âlemi dini lideri Papa Jean Paul 2 Heykeli Dili’nin batı ucunda yer alır. Bronzdan yapılı heykel 6 metre yüksekliğindedir ve Endonezya’nın egemen olduğu dönemde, Papa’nın 12 Ekim 1989’da ayin yaptığı yere ve onun anısına 2008 yılında Endonezyalılar tarafından dikilmiş.

Dili’nin merkezinde Portekizliler döneminin valilik binası olarak kullanılan, şimdiki Hükümet Binası bulunur. Kolonyal mimarili Hükümet Binası’nın arkasında 65 sandalyeli Parlamento Binası, biraz ileride Çinliler tarafında yapılmış olan yeni Devlet Başkanlığı Binası yükselir. Başkanlık sarayının bahçesi ücretsiz internet kullanıcılarının mekânı durumunda.

Dili’nin tam ortasından geçen Comoro Bulvarı’nın deniz tarafında gene Çinliler tarafından inşa edilen, kentin belki de tek büyük mağazası Timor Plaza görülür. İçinde çok sayıda işyeri, kafe, restoran, ofis bulunan bu bina, yeni yeni Timorluların yaşamına girmeye başlamış olup, günün her saatinde insan kalabalığına ev sahipliği yapmaktadır.

Dili’nin sokaklarındaki müzeler, Timorluların günlük hayatının ve Timor tarihinin bir özeti gibidir.

Bunlardan Arte Moris, 2003 yılında ilk olarak, bir sanat merkezi olması amacıyla Güzel Sanatlar Okulu olarak açılmış. İsveçli sanatçı Luca Gansser ve kültür koordinatörü Gabriela Gansser tarafından oluşturulan bu fikir, zaman içinde genç yeteneklerin destekleriyle gerçeğe dönüşmüş. Arte Moris şimdilerde 12 yaşından büyük 100’ den fazla genç çocuğun resim çalışmalarıyla gerçek amacına ulaşmış durumdadır. Arte Moris tam bir el çalışmaları sergisi gibidir. Buradaki çalışmalar, Timor halkının acı çektiği yılları anlatır. Bunların bir kısmı merkezin geniş bahçesinde sergilenmektedir.

Parlamento Binası’nın arkasındaki kolonyal yapılardan birisi, Xanana Gusmao Okuma Odası’dır ki; burası Timor tarihinin kıymetli bir arşivine sahip olup, kütüphane gibi görev yapmaktadır.

Xanana Gusmao Okuma Binası’nın kısa bir yürüyüş mesafesinde ünlü bir mezarlıkla karşılaşılır: Santa Cruz Mezarlığı… Mezarlık, yasanmış hazin bir olayın fotoğrafıdır.

Takvimlerin 12 Kasım 1991’i gösterdiği gün, Doğu Timor tarihinin acılı bir günüdür. O gün, Dili merkezindeki Motael Kilisesi’ndeki bir toplantıdan sonra, bir sure önce öldürülmüş Timorlu özgürlük savaşçısı Sebastıan Gomes Rangel’ın Mezarı’ndaki tören için Santa Cruz Mezarlığı’na gelen yüzlerce insana Endonezyalı askerlerce ateş açılır. Ateş sonucu mezarlıktaki bilanço ağırdır. 250 civarında ölü, onlarca yaralı vardır. Bu yüzden 12 Kasım tarihi Doğu Timor’da Ulusal Tatil ilan edilmiş. Her 12 Kasım’da Santa Cruz Mezarlığı Doğu Timorlularca ölenleri anmak için doldurulurmuş.

Santa Cruz Mezarlığı’nın biraz ilerisindeki pazaryerinin önünden kalkan dolmuşlarla Dare Köyü’ne gidilir. Dare, Dili’ye 30 dakika mesafede ve Dili’nin güneyini kaplayan dağın tepesine kurulu bir köy. Burası, 2. Dünya Savası yıllarında Japon saldırılarından korunmak amacıyla Avustralyalı askerlerin saklandığı bir yer. Savaş süresince Timorlular da Avustralyalılara yardım için buraya çekilirler, fakat Japon saldırılarından onlar da nasibini alır, 40 bin civarında Tımorlu hayatını kaybeder. Savaşta kaybedilenlerin anısına 1969 yılında Dare’de önce bir anıt dikilir, 2009 yılında da bir kafe ve sergi salonu açılarak, Dare bir müze haline dönüştürülür.

Bundan başka, Dili’nin kuzey tarafında, Dili’den de rahatlıkla görülebilen Atauro Adası bulunuyor. Burası özellikle macera tutkunları için ideal bir yer. Adanın civarı dalış meraklıları için mükemmel bir alan sunar. Dili sahilinden 1 saat mesafede dalış yerleri vardır. Buralarda dalışla mercan kayalıklarına ulaşılır. Atauro Adası bu mercan kayalıklarıyla unludur. Burayla ilgili iki yılda bir sualtı fotoğraf yarışması da yapılıyormuş. 2012 yılında da yenisinin yapılacağı söyleniyor. Adaya, günlük ya da daha uzun süreli olarak gidilebilir. Nakroma Feribotu her Cumartesi sabah adaya gidiyor, öğleden sonra donuyor. Yolculuk 3 saat sürüyor. Ayrıca deniz taksisiyle de adaya gitmek mümkündür. Bu yolculuk her gün yapılabilmekte ve takribi 1,5 saat sürmektedir. Adaya yakın sular değişik tür ve renkte çok sayıda balık türüne renkli bir sualtı hayatı sunar. Bu yüzden Dilililer bu bölgeye “Denizlerin Amazonu” diyorlar. Adanın kıyı kısımlarında konaklanabilir, 995 metre yükseklikteki Maucoco Tepesi’nde dağ yürüyüşü yapılabilir.

Dili, kuzey sahilinde 3 kilometre’den fazla bir suyolunda, dik bir mercan kayalığı yükselir. Bu coğrafi özelliğin, deniz yaşayanlarına geniş bir hareket koridoru sağlaması nedeniyle, Yunusbalığı, Tonbalığı ve Kılıçbalığı’nın yılın her ayında buralarda bulunduğu söylenmektedir. Bu arada, yılın bazı aylarında suyun sahile yakın kısımlarında ara sıra timsahların görüldüğü, hatta bu esnada tatsız bazı olayların da yaşandığı gene Dilililerce anlatılmaktadır.

Dili, yeşil ve bereketli tepenin cevreledıgı bir yerde kuruludur. Doğu eteğinden, denize ve dalgalara bakar. Şehrin kalbinde görkemli kıyı şeridinde, şafak vaktinden hava kararıncaya kadar hareketlidir ve liman boyunca uzun bir yürüyüş hattı vardır. Buradaki Banyan Ağaçları’nın serin gölgesinde hindistancevizi suyu içmenin keyfine doyulmazdır. Gene, burada balıkçılar tuttukları deniz ürünlerini satmaya çalışırlar. Bu bölgede voleybol ya da futbol oynayanları izlemek, rıhtım üzerindeki halktan kişilerle sohbet kaldırım sefasının ayrı bir zevkidir.

Dili, şehir merkezine çok yakın harikulade sahilleriyle övünür. Sahiller, beyaz kumsallarla örtülüdür. Kentin en iyi otel ve restoranları buradadır. Buradan gün batımını izlemek ayrı bir sahil keyfidir.

Dili restoranları, yemekleriyle ünlüdür. Dili’de Çin, Hint, Japon, Tayland, Lübnan, İtalyan ve Türk Mutfağı’na rastlanır. Hatta kentin ana arterlerinden biri olan Comoro Bulvarı üzerinde pide ve kebap üzerine çalışan bir Türk restoranı bile vardır. Eğer yolu oraya düşen olursa Türk ustaların kendi elleriyle hazırladıkları yemeklerde Türk mutfağının lezzet farkını orada bulabilecektir.

Dili’de restoranlar dışında kaldırım mutfakları da yaygındır. Şehrin muhtelif bölgelerinde kurulan pazaryerlerinde her tur urun yanında, yerlilerin satmak için getirdikleri sebze ve meyve çeşitliliği hemen fark edilebilmektedir. Dili yemekleri içinde, pazaryerlerinde bile bulunabilen eğreltiotu yapraklarıyla sarılı hindistancevizli pirinç pilavlı “Katupa” hem Dili’nin hem ülkenin en ünlü yemeğidir.

Yemeklerde acı biber soslu ve baharatlı yiyecekler ağırlıktadır. Mükemmel tropikal meyve suları yanında, kahve de unludur. Özellikle, ağızda hoş bir koku bırakan çok koyu renkli “Kahve Tina” mutlaka içilmelidir.

Dili, aynı zamanda ülkenin elsanatı ürünlerinin sergilendiği ve kolaylılıkla temin edilebildiği önemli bir merkezdir de. Dili’de, geleneksel el dokumasıyla yapılmış “Tais” , ziyaretçilerin öncelikle tercih edebileceği bir elsanatı hediyesidir. Tais, geleneksel bir şekilde elle yapılan kumaştan el çantası, kitap kabı gibi şeylerdir. Kumaş giysiler düğünlerde, cenazelerde ve benzer törenlerde kullanılıyor. Bunların dışında sepetler, ağaç kaplamalar, kâğıt ve gümüş hediyelikler diğer elsanatı ürünleridir. Kentin Mandarin Bölgesi’ndeki Tais Market Dili’nin elsanatlarının sergılendıgı en iyi alandır.

Dili’de şehir içi taşıma “Microlet” denilen küçük dolmuşlar ve özel taksilerle yapılıyor. Yoğun işsizliğin olduğu kentte, insanların bazıları BM sayesinde iş olanağı bulmuş. Ülkede gaz ve petrol önemli bir gelir kaynağı olduğundan, başkent Dili’deki ekonominin temelini de bunlar oluşturmaktadır.

Ülkedeki Katolik inanışının çokluğu nedeniyle, 200 bine yaklaşan Dili nüfusunun çok önemli bir kısmı da Katolik’tir. Portekizce ve Tetum dili resmi dil olmakla birlikte, günlük yaşamda halkın konuştuğu dil genellikle ” doğan güneş “ anlamına gelen yerel “Tetum” dilidir. Amerikan Doları ise, resmi para birimidir.

Kuru ve yağışlı olmak üzere iki mevsimin görüldüğü Dili’de iklim sıcak ve nemlidir. En sıcak ay Kasım, en soğuk ay Temmuz’dur. Isı genelde 30 -35 derece civarındadır.

Kent, her tür hizmetin sunulduğu büyük bir hastaneye sahip olmasına karsın, ciddi sağlık sorunları yaşanmakta olup, malarya ve sarıhumma ciddi yaşamsal risk oluşturmaktadır.

Ancak, her şeyin ötesinde Dili konuklarına doğal bir hayat, göz alıcı dağlık alanlar, harikulade sahiller ve dünyanın en iyi mercan kayalıklarından birini sunabilmektedir. Dili, bundan sonra, dünyanın doğusunda farklı bir kültür bacası görmek, “Denizlerin Amazonu”nda yüzmek, yok olmuş bir toplumun hayata yeniden dönüşünün hikayesine tanık olmak ve “Cennetin Adası”nı aramak isteyenleri, Singapur, Darvin (Avustralya) ve Denpasar (Bali Adası-Endonezya)’dan kalkan uçaklarla kendi topraklarına taşımak; ziyaretçilerine, sade, kendi halinde ve hayata tutunmak çabasındaki bir toplumun konukseverliğini göstermek istiyor.

İSMET İNCE