Şu etiketi kullanan yazılar “Avanos”.


Would you tell us something, please!

Please, we do enjoy feedback and your comments. Tell us your views direct or via contact email from Tafana’s web-site.Perfection in service to our customers is TAFANA’s main aim.

That’s why we wish to listen and act upon your point of view; we will make positive use of all your comments and valuations, enabling us to offer an even better experience!

Would you tell us something, please!

Asıl mesleğim pideciliktir. Buyurun gelin Tafana Pide ve Kebap Salonuma. Vaktim varsa sizi Avanos’ta gezdirebilirim…

Restoran ve site hakkındaki yorumunuz kesinlikle cevaplarım!

( Bu yazı, Cumhuriyet Gazetesi  Gezi Dergisi’nin 2 Ocak 2008 tarih ve 115 nolu sayısında yayımlanmıştır. )


 

ELLERİN TOPRAKLA, RÜZGARIN KAYALARLA DANSI : Gezi Dergisi Avanos Kapağı 2 Ocak 2008 tarih, 115.SayıAVANOS

Avanos, Kapadokya’nın gizemli bölgelerinden birini oluşturur. Malum, Kapadokya, milattan önce 4 bin yılına kadar uzanan tarihiyle, bu topraklarda Hıristiyanlık dininin oluşum merkezi olması, olağanüstü doğa harikası peribacaları ve yer altı şehirleriyle ünlü.

1967 yılında İtalyanların Topaklı Höyüğü’nde yaptıkları kazılardan elde edilen bulgulara göre; Avanos’un tarihinin Etiler’e kadar uzandığı söylenmekte. Hititler, Medler, Frigler, Asurlular, Persler, Keltler, Kapadokya Krallığı, Bizanslılar, Selçuklular ve Osmanlılar çeşitli sürelerle Avanos tarihinin değişik evrelerinde yer almışlar. Pek çok tarihçiye göre, Avanos’un ismi Hititler döneminde Zuwinasa, Asurlular döneminde Nenansa, Bizanslılar döneminde Venessa’dır. Avanos kelimesinin ne anlama geldiği konusunda çeşitli iddialar söz konusu. Selçuklular döneminde Avanos ismine kaynaklık eden “Evenuz” kelimesinin ayrıştırılmasında “Evani”, kap, mutfakta kullanılan kaplar, kacaklar, mutfak eşyaları anlamına gelmektedir. “Evenüz” de çanak, çömlek yapan bir yer olduğuna göre “Evani-öz, Even-öz”, yani kap yapan, çanak çömlek yapan kasaba anlamına gelmekte.

Cumhuriyet Gezi Dergisi - Avanos1888′de ilçe olan Avanos, Nevşehir’e bağlı, Kızılırmak’ın iki yanına yerleşmiş 12 bin nüfuslu turistik bir ilçe. Pek çok film ve hikayeye konu olan Kızılırmak, ilçeyi doğudan batıya tam ortadan ikiye ayırır. Hititler döneminde ismi “Marassantia”, Bizans döneminde ise, “Halys” olan ırmak, Avanos’un iki yakasını, ikisi çevre yolu, biri taş, diğeri asma olan dört köprü ile birbirine bağlar. Taş köprü ve Türkiye’nin ikinci asma köprüsü olan Tahta Köprü görülmeye değer. Kızılırmak’ın kuzeyinde yer alan bölüm, Avanos’un eski yerleşiminin olduğu, çarşı ve hükümet binalarının bulunduğu kısım. Diğer taraf, daha çok ikamet amaçlı yerleşimin hakim olduğu bölümü oluşturuyor.

Eski bölgedeki yapıların çoğu, üst üste geçmiş bir görüntü verir. Kisir taşı kullanılarak yapılmış bu eski bölgedeki evlerin birindeki bir odaya kazma vurulsa, oradan başka bir evin odasına ulaşılır. Büyük çoğunluğu 100-150 yıllık bir geçmişe sahip bu evlerin ön cephelerinde taş işçiliği dikkat çekici.

Gezi Dergisi Avanos YazısıAvanos, Kapadokya’nın el sanatları merkezi gibi. Ekonomi, özellikle son yıllarda turizme dayalı bir şekilde yürümekte. Çanakçılık ve halıcılık turizmin temelini oluşturuyor. Özellikle çanakçılık, Avanos turizmine hayat verir.

Hititlere kadar uzanan geçmişiyle bir ata mesleği. Şu an Avanos’ta, çoğunluğu geleneksel yöntemlerle çalışan 50 civarında işlik bulunmakta, bu işliklerde 150′si çanak ustası olmak üzere 250 kişi çalışıyor, bunların yakınları da hesaba katıldığında, bugün yaklaşık 1500 kişi fiilen bu sektörden geçinmekte.

Avanos turizmindeki bir önemli sektör de, halıcılık. Bunun dışında, son yıllarda yaygınlaşan “ev şarapçılığı” da, Avanos turizminde giderek önemli bir paya sahip olacak gibi görünüyor.

Zengin bir yemek kültürüne sahip Avanos’un geleneksel yemeklerinin tadı da vazgeçilmez. Tarhana çorbası, ağ pakla (kuru fasulye), bağ pilavı, güveç, bazlama, hamursuz, çığıtma ve şimdilerde pek çok restoranda, konuklarına sunulan ve testi kebabı olarak anılan fırında çömlek eti, en vazgeçilmez lezzetlerinden.

Avanos’ta gezilecek çok yer var

Çanak atölyelerinin çoğunluğu şehir merkezinde. Her biri kayadan olma doğal mağaralardan oluşur. Yamanlı kilise, Avanos’un Yeni Mahalle Mevkii’nde bulunan eski bir kilise. 4. ve 6. yüzyıllar arasındaki Hıristiyanlık kültürünü temsil eden kilisenin içinde, çeşitli tarzlarda haç resimleri bulunuyor. Bazı özel günlerde, turistlerin talebi üzerine bu kilisede ibadet yapılabiliyor. Çeç Tepesi, Avanos’un 15 kilometre batısında, yüksek bir tepede yer alır. Bazen kovboy şapkasına, bazen huniye benzetilen Çeç, 300 metrelik bir alanda kurulu, yarı çapı 50, yüksekliği 30 metre olan bir tümülüs. Saruhan Kervansarayı, İpek yolu üzerinde ve Avanos’a beş kilometre mesafede bulunan, 13. yüzyıl Selçuklu eseri. Paşabağ, Avanos’un 3,5 kilometre uzağında ve Zelve yolu üzerinde. Şapka türü peribacaları burada bulunuyor.

Zelve, Paşabağ bölgesinin devamında ve yolun sonunda. 9-13. yüzyıllar arasında bölgedeki ilk Hıristiyanların ikamet merkezi. Yaklaşık 15 civarında kilisenin yer aldığı Zelve Vadisi’nde; Balıklı, Geyikli ve Üzümlü Kilise, vadinin en ünlü kiliseleri. Avanos’a bağlı Çavuşin, beş kilometre mesafede küçük bir köy.

Köyde; Çavuşin Kilisesi, Vaftizci Kilise ve Bizans İmparatoru Nicefor Fokas adına yapılan Güvercinlik Kilisesi var. Özkonak yer altı şehri: Avanos’un 13 kilometre uzaklıktaki Özkonak Kasabası’nda. Dört kattan oluşuyor, en alt katta da yeraltı şehrinin cezaevi bulunuyor.

Gezi Dergisi Avanos Kapağı - 2 Ocak 2008 tarih ve 115.SayıBelha Sarayı da Özkonak’ta. Alaaddin Camisi, Selçuklu döneminin Avanos’taki ilk ve en önemli eseri. Avanos’un ilk yerleşimi olan Alaaddin Mahalle’sinde.

Bunların dışında, Avanos’un beş kilometre uzağında Deve Bağırtan Mevkii’nde ” kum sekisi ” olarak bilinen, girişi taşla kaplı tarihsel bir kalıntı var.

Avanos, hala geçmiş dönemlere ait pek çok yönü ve gizemiyle tarihin merkezi gibi. Kapadokya’nın önemli turistik noktaları Göreme, Ürgüp, Uçhisar, Ortahisar, Mustafapaşa’ya birkaç kilometre, Kaymaklı ve Derinkuyu Yeraltı Şehirleri’ne 30 dakika mesafede olup, buraları gezmek için de uygun bir hareket noktası durumunda.

Yazı ve fotoğraflar :        İsmet İNCE

inceismet@yahoo.com

DÜNYAYI DOLAŞAN PİDECİ’DEN

İLK SÖZ…

Dünya bir kitaptır ve seyahat etmeyenler bu kitabın yalnızca tek bir sayfasını okumuş olur.

Augustinus


Ortaokul yıllarımda, Türkiye’deki pek çok elçilikle yazışır, ülkelerine dair kitap isterdim. Sınıftan çağrılarak verilen çok sayıdaki kitap paketini açar, okuyacağım anı sabırsızlıkla beklerdim.

Dünyanın yedi harikasını buldum o kitaplarda. Paris’in Eyfel Kulesi’ni, Mısır’ın Piramitleri’ni, Amerika’nın Özgürlük Anıtı’nı, Çin Seddi’ni, Venedik Kanalları’nı tanıdım uzaktan.

Daha 14 yaşında Rio Karnavalı’na katıldım. Afrika’nın balta girmemiş ormanlarına daldığımda henüz ortaokul 3. sınıf öğrencisiydim.

Iguazu Şelaleleri’ni ilk o kitaplardan birinde gördüm. Kitabın birinin ön yüzünü oluşturuyordu Tac Mahal. Peru’nun Machu Picchu’suydu rüyama giren. Okul müdürümün “oğlum nereden aklına geldi” dediği bir elçilikten gelen paketten çıkan mavi kaplı kitapta anlatılıyordu Patagonya .

Üst üste koyunca hepsini yaşadım çocukluğumun hayal dünyasında!

. . . Derken, aradan yıllar geçti. Bu defa, öğrenci değildim. O yıllarım geride kalmış, iş hayatına atılmıştım. Çocukluğumun geçtiği Avanos’ta pide salonu çalıştırıyordum artık. Yani, sizin anlayacağınız, ”pidecilik” işte!
. . .
91 yılının, yağmurun hafif hafif çiselediği bir nisan akşamı restoranımda otururken, elime tutuşturulan bir davetiyeyle başladı benim uzun yolculuğum. . .

Dostoevsky’nin “tahayyül edebileceğim en güzel kent” dediği Leningrad, bugünün St. Petersburg’uydu ilk rotam. Arkasından Hindistan, Mısır ve diğerleri geldi.

Artık, okul yıllarımın hayalleri, bugünün gerçekleri olmuştu. Şimdilerde bu gerçekliği, dünyanın dört bir tarafını yıllardır dolaşarak yaşamaya çalışıyorum.

Bugüne kadar Asya, Avrupa, Afrika, Orta ve Güney Amerika’da çok sayıda ülke gezdim. Bunu, hep tek başıma yaptım. Yani, ne bir tura katıldım, ne de bir acenteyle anlaştım. . .

Gittiğim ülkelerde genellikle pansiyon, misafir evi gibi küçük ölçekli işletmelerde ya da evlerde kalmaya gayret ederim.

Bunu, özellikle böyle istiyorum. Çünkü, bu yönüyle, geleneksel hayatı, yerel kültürü yakından tanıma fırsatı elde etmiş oluyorum. Gittiğim yerlerde kimseyi tanımıyorum aslında. Her tarafta insan yaşıyor ya, o yetiyor bana. Benim tarzım, bu! Bundan büyük keyif alıyorum. Öğrendiklerimse çok fazla. . .

Bana çok sorulur: “En çok hangi ülkeyi beğendin?

Bu, tamamen sizin tarzınıza, geziden neyi anladığınıza bağlı! Buna benim cevabım; “hepsini” dir.

Neden mi?

Balarısı, hep çiçekler arasında dolaşır ve her çiçekten bir tat alır, aldığı tatlardan balını yapar. Gezi de böyle. Ben de her ülkeden bir tat aldım. Gördüm ki, her birinin kendine has ayrı bir tadı var. Birinde bulduğum tat, diğerinde yoktu. Fakat, hepsinin kendine göre lezzeti vardı. Ayrı ayrı olsalar da, hepsi de tatlıydı.

Öyle bir şey işte!

Gezmek, bence var olmaktır. Bu yüzden, yeni tatlar bularak, var olmaya devam edeceğimi söyleyebilirim.

Haaa, aklıma geldi bu arada; “işim mi?” “Onu ne yaptığımı mı” soracaksınız? “Gideceğim zaman kapatıyorum!
. . .
İnsan, bir şeyi “isterse” yapıyor. Önce istemek. . . Sonra, arkası geliyor.

Bunu bir “pideci” yapabiliyorsa, herkes yapabilir. Yeter ki istesin! Para mı?. . . Nerelere harcamıyoruz ki? Üstelik çok fazla da gerekmiyor zaten. Sadece “istemek”. Bence, hepsi bu!

Okul yıllarımda bir hocam vardı. Hep derdi ki; “çocuklar, hayatınıza estetik katın. Hayatta her şeyin bir estetiği vardır. Yolda yürümenin, yemek yemenin, konuşmanın estetiği. . . Ateşin yanışını bir izleyin; dans eder gibi yanar. . . Yaprağın daldan düşüşüne bakın bir kez; nazlı nazlı düşer, sonsuzluğa bırakır kendini, salına salına. . . Hiç ateş dümdüz çıksa, keyif verir mi izleyenlere? Yaprak, bir çizgi gibi inse yere, hiç hayran bıraktırır mı insanı kendine? Olmaz! Çünkü, dans eder gibi yanması ateşin, salına salına düşüşü yaprağın estetiğidir de ondan. O nedenle, siz de hayatınıza estetik katın çocuklar. Yaşamınızın bir estetiği olsun. Estetiği!. . .

İstemekle başlıyor her şey! Sevmek bile!. . . Düşünün bir kez; bir çocuk nasıl istemez sevilmeyi, nasıl istemez bir gül koklanılmayı. . . Büyür mü çocuk sevilmeden, açar mı gül koklanmadan? Çocuk sevilmek, gül koklanmak ister elbette. . . Ama mutlaka ister!

Gezmek de öyle!

Bu, kendimiz, hayatımız, yaşadığımız kent için gerekli. Hem de çok gerekli. . .
. . .
Bu yüzden, bu site; sıradan bir restoran sitesi olmanın ötesinde, ilave ettiğim “
GEZİLERİM “ başlığı altındakilerle –istemeye- hizmet etsin istedim.

Eğer, yapmaya çalıştıklarım buna katkı sunarsa, bu site, ancak o zaman gerçek amacına ulaşmış olacaktır.

Bunu çok isterim! Neden mi?

…SON SÖZ:

Unutmayalım ki, “ Bir şehri şehir yapan insandır, surlar veya gemiler değil.

Thukydidas