Uganda


( Bu yazı, ” Binrota.com yazarlarından DÜNYA KADAR BİLGİ”  isimli kitapta yayımlanmıştır. )

 

UGANDA : “BİR İNSANLIK DERSİ! “

Uganda vizesi için araştırırken, karşılaştığım herkes; “ Uganda mı? Nereden aklına geldi? “ diyordu. Uzaktan bakınca gerçekten “ ne gereği vardı buranın! Hiç mi gidecek yer bulamamıştım? Üstelik, eski devlet başkanları İdi Amin için, “ insan eti yer !” dememişler miydi? “

Aslına bakarsanız, gerçeği hiç de öyle değil!

Tanzanya’nın eski başkenti Dar Es Salaam’daki Uganda Büyükelçiliği’ne vize için başvurduğumda gördüm Uganda insanının sıcaklığını ilk olarak!

Telefonla görüştüğüm konsolos, mesai bitmesine rağmen vize işlemleri için beklemişti beni. Elçilik binasına varınca içeri alınmam için ismimin not edildiğini anladım. Hiç vakit kaybetmeksizin işlemleri tamamlayıp, 30 gün vize verdiler. Konsolosun odasındaki sohbet sırasında ikram ettikleri iki bardak çay ve kapıya kadar uğurlanışım, vize işlemleri sırasında pek alışık olmadığım bir durumdu. Bu, Ugandalılar hakkında kulaktan dolma ön yargıyı da yıkmıştı.

Kenya’nın başkenti Nairobi’nin merkez kısımlarındaki Accra Sokağı’ndan kalkan Buscar Otobüs Firması’na ait bir otobüsle yaptığımız gece yolculuğunun sonuna doğru girdik Uganda topraklarına. Alacakaranlıkta geçtiğimiz sınırdan, başkent Kampala’ya ulaşmamız sabahın 8’ini buldu. Terminal dedikleri yer, ara sokaktaki bir otobüs yazıhanesinin önü.

Kampala sokakları tenhaydı. İlk işim, şehrin aşağı taraflarındaki caddelerden birinde bulunan Mukuano Guesthouse’ye yerleşmek oldu. Guesthouse konforlu değilse de, fena da sayılmazdı. Kampala güne henüz başlamamış görünüyordu. Fakat, sabah saatleri olmasına karşın Mukuano Guesthouse çok hareketliydi. Sanki kimse uyumamış gibiydi. Sonradan anladım ki; burası, “ aşk oteli “ dedikleri yerlerden birisiydi. Siz buna, aşk kapanı mı, yoksa siyah dilberlerin akıbeti belirsiz tuzağı mı dersiniz? Onun adını varın siz koyun!

Kampala, yedi tepe üzerine kurulu, 1.250.000 nüfuslu bir kent. Şehirde modern yapı fazla yok. Çoğu yeri toprak. Hayat sanki ağır ilerliyor gibi. Afrika’da başkentler genelde güvenlik sorunları yaşarken, Kampala, nispeten güvenli bir kent izlenimi verdi bana . Kentin çok fazla tarihi, turistik noktaları olmamakla beraber, Nakasero Bölgesi’ndeki Ulusal Tiyatro ve yanındaki Afrika El sanatları Merkezi ile merkezdeki Ovino Pazarı görülebilecek yerleri arasında sayılabilir. Özellikle Ovino Pazarı, geleneksel Uganda yaşam tarzı hakkında bir fikir sahibi olunabilmesi açısından görülmeye değer durumdadır. Burada tanıştığım, Kampala’nın yakın bir köyünden gelip başkente yerleşen ve pazarda meyve satarak yaşam süren Mbeye’nin tezgâhında, onunla birlikte yaptığımız çuval çuval portakal satışı, “ gel, Mzungu’nun tezgâhına gel! “ diye bağırarak satış yapan Mbeye’nin kazanç keyfi, unutamayacağım bir Kampala hoş sadasıdır.

Kampala’nın dolmuşla yarım saat mesafesinde Entebbe yer alır. Entebbe, küçük ama yemyeşil bir kent. İsmini, daha çok, bir İsrail yolcu uçağını kaçıran Filistinlilere yapılan operasyonla duyurmuştur. Ünlü Entebbe Baskını… Entebbe’den Mpanga Adası’na günlük şempanze turları düzenleniyor. Şehrin yakınında Botanik Bahçesi bulunur. Burası Tarzan filmlerinin çevrildiği, yüksek ağaçlarla kaplı ormanlık bir alan.

Botanik Bahçesi’nin biraz ilerisinde Hayvanat Bahçesi kurulmuş. Bahçede, Afrika’nın safari bölgelerindeki hayvanların pek çoğunu görmek mümkün.

Başkentin Masaka yolu üzerinde ve sağ tarafta Mpanga Koruma Ormanı yer alır. Yağmurun etkisini bile hissettirmeyecek kadar yüksek ağaçlarla kaplı bu alanda, 100’den fazla kuş ve kelebek türü bulunmaktadır. Ormanın yarım saat uzağında Ekvator çizgisine ulaşılır. Ekvator, yol kenarında birbirine çapraz duran, daire biçiminde iki çemberle simgeleniyor. Çemberlerin üzerinde “ Ekvator “ yazılı. Burası, Ekvatorun geçtiği dünyadaki 10 ülkeden biri olan Uganda’nın önemli bir ziyaret noktasını oluşturuyor.

Ekvator’dan sonra rota Masaka yönünedir. Çok geri bir kent olan Masaka, turistler açısından pek rağbet görmemektedir. Tarihi ve turistik bir özelliği olmayan Masaka’nın tepe kısımlarında çıkıldığında görülebilen Şii İmamı Ağa Han’ın evi, kentin belki de tek özellikli binasıdır.

Kampala’nın 1,5 saat doğu yönüne gidildiğinde, tek katlı, birbirine yanaşık vaziyette, renk renk binalardan oluşan bir yerleşim merkeziyle karşılaşılır. Burası Uganda’nın önemli bir sörf merkezi Jinja Kenti’dır. Uganda’nın diğer bölgelerindeki genel görüntüler burada da olmasına karşın, nispeten daha derli toplu ve şirin bir yerdir Jinja. Özellikle ana cadde üzerindeki yapıların görüntüsü dikkat çekicidir. Her biri ayrı renkte olan bu tek katlı binaların kaldırım üzerindeki gölgelikleri kentin mimari ve kültürel dokusuna ilişkin ipuçları verir.

Jinja, Afrika’nın en büyük gölü Victoria Gölü’nün kenarına kurulmuş. Aynı zamanda Jinja, Nil Nehri’nin doğduğu ve Victoria Gölü’yle birleştiği yere de tanıklık eder. Göl ile nehrin birleştiği yer, Jinja’nın hemen kıyısında bulunuyor ve her ikisi birbirinden bir taş yığınıyla ayrılıyor. Bu yönüyle Jinja, turistlerin önemli bir gezi noktası durumundadır. Sahile yakın Oboja Caddesi’nin sonuna kadar yürünüp, Triangle Oteli’nin yanından sağa dönülünce, biraz ilerde küçük bir bahçe ile karşılaşılır. Bahçenin içinde Mahatma Gandi’nin bronzdan yapılmış küçük bir heykeli vardır. Bahçe, Mahatma Gandi anısına Hint Hükümeti’nce oluşturulmuş. Gandi öldükten sonra küllerinden bir kısmının buraya savrulduğu iddia ediliyor. Hatta Gandi’nin hayatta iken, bir süre Jinja’da yaşadığı ve Nil üzerinde Rafting bile yaptığı söyleniyor. Bu yüzden, burası Ugandalı Hintlilerin kutsal bir ziyaret yeri gibidir.

Uganda, 236.800 km2 yüzölçüme sahip, 27,5 milyonluk bir ülke. Halkının % 33’ü Katolik, % 33’ü Protestan, % 16’sı Müslüman. 9. 10. 1962’de bağımsızlığına kavuşan ülkenin resmi dili İngilizce’dir.

Uganda, ekonomisi zayıf, daha çok günlük ticaretle hayat sürmeye çalışan bir Doğu Afrika ülkesi. Halkı, gösterişten uzak, sade bir hayat yaşıyor. İnsanları, son derece sıcak ve yardımsever. Gezdiğim pek çok Afrika ülkesi içinde Uganda, çok sıcak dostluklar kurduğum bir ülke oldu benim için. Genel olarak Afrika’da beyazlara karşı, açıktan olmasa da, içten içe bir mesafe ve tepki var. Fakat, Uganda da onu pek görmedim. Üstelik, hiç unutamayacağım yakınlıklar buldum orada.

Kim demiş, İdi Amin insan eti yerdi, diye! Öyle bir şey olmadığı gibi, hiç kimse de kabullenmiyor bunu zaten! Değil insan eti yemek, günlük hayatta çok saygılı ve nezaketli ilişkiler sürdürüyorlar. Hayatta hiçbir şey uzaktan göründüğü gibi değil! Oradan bile alınacak dersler var:

Entebbe Botanik Bahçesi’nde dolaşırken, okul giysileriyle oyun oynayan ilkokul öğrencisi birkaç kız çocuğuyla karşılaşmıştım. İlk anda beni görünce kaçan bu öğrencilerle, bir süre sonra arkadaş olmuş, ormanı birlikte gezmiştik. Bir ara, benden izin isteyerek, yanımdan ayrıldılar. Henüz on dakika bile geçmemişti ki, elleri arkalarında döndüler. Yanıma yaklaşıp, bir anda ellerindeki çiçekleri bana doğru uzattılar. Çiçekleri bana toplamışlardı. İşin doğrusu hiç beklemiyordum ve bir süre olduğum yerde donup kaldım. Çocukların davranışından çok etkilenmiştim. Kısa bir dostluğun karşılığı, Mzungu’ya ( beyaz adam ) sunulan birkaç demet çiçekti!

Uganda mı? “ Hıh! “ “ Nereden aklıma gelmişti. Gidecek başka yer bulamamış mıydım? “

Alın size Uganda işte! Ne düşünürseniz düşünün! İster “ adam eti yenir “ deyin! İster “ ibret vesikası! “ deyin! Sizi bilmem ama, ben ona “ bir insanlık dersi “ derim! Evet, bundan sonra ya siz? Ya siz? Siz ne dersiniz?

İSMET İNCE

Ekvator-Masaka yolu - UgandaDoğu Afrika’nın bu sakin ülkesinin başkenti Kampala, dağlık bir bölgede ve tepelerin üzerine kurulmuştur.

İSMET İNCE

Entebbe ormanında İsmet çocuklarla Entebbe ormanında çocuklar