( Bu yazı, Cumhuriyet Gazetesi Turizm Eki’nin 28 Ekim 2009 tarih, 13 nolu sayısında yayımlanmıştır. )

 

EYLÜL AYINDA SENDE OLMAK VAR, SANTIAGO !

İyi hatırlarım! Üniversiteye kayıt günlerimdi. Gazetelerde okumuş,  radyoda dinlemiştim, 11 Eylül sabahını Şili’nin. O günü hiç unutmam!

Gene, otobüs terminaline ayak bastığımda da Eylül 11’i sabahının erken saatleriydi. Zamanla yarışıyor gibiydim. Çok geçmeden, kendimi o ünlü Moneda Sarayı’nın önünde buldum. Belleğimde tarihin sayfaları bir bir çevriliyor, beni kendine hapseden oradaki bir sayfa, şimdi sarayın önünde ve karşımda duruyordu. Kırmızı çiçek ve çelenklerle donatılmış o mütevazı heykele bir kırmızı karanfil sunmak da bana düşmüştü. Orada, bir yazı ilişti gözüme; “…hayatta, bir insan olmak var ya, sen gibi!…”

Kim mi o? Hıh!…Kim olacak; Allende! Mezarlıktaki yaşlı görevlinin mağrur ifadesiyle; “…Doktor Salvador Allende!…”                                          …

Santiago, Şili’nin başkenti ve altı milyon nüfusa sahip modern bir kent. Hatta, Güney Amerika ülkelerinin büyük çoğunluğunu gezmiş biri olarak, diyebilirim ki; o kıtanın en güzel ve çekici kenti. Sokaklar, caddeler pırıl pırıl. Binaların albenisi oldukça fazla. Özellikle, kentin merkezi sayılan Armas Meydanı ve civarı, kolonyal yapılarla dolu. Binaların her biri birer sanat eseri durumunda. Mimari tarz ve taş işçiliği insanı büyülüyor. Armas Meydanı, günün her saatinde bir insan mozaiği… Hele akşama doğru başlayan müzik ve eğlenceli gösteriler, insanı kendine tutsak ediyor.

Sırtını karlı And Dağları’na dayamış kent, muhtelif tepeleriyle, ziyaretçilerine, seyrine doyulmaz manzaralar sunar. Mükemmel işleyen bir metro sistemiyle, trafik karmaşasından arındırdığı cadde ve sokaklarını, müzik ve aşk yapan gençlerle doldurmuş. Geniş ve uzun bulvarlarla dolu Santiago’nun en ünlü caddesi Alameda’nın devamında bulunan Apoguindo Caddesi üzerindeki Navidad Parkı’nın bulvara bakan kısmına bir Atatürk Heykeli yerleştirilmiş.

Ülkenin Nobel ödüllü şair-yazarı Pablo Neruda’nın, Şili’deki evlerinden birisine de ev sahipliği yapıyor Santiago. San Cristobal  tepesinde bir madalya gibi duran bu ev, şimdilerde müze olarak kullanılıyor.

Santiago, gezmeye doyulmaz bir kent. Anlatmak bile kolay olmuyor. Galiba, onu yaşamak en iyisi!

Eylül ayı yoğun Santiago’nun. 18 Eylül Ulusal günü Şili’nin. Hazırlıkları birkaç gün önceden başlamıştı. Tam bir fiesta olduğu söylenen o günün hazırlıklarını izlemek bile keyif verdi bana!…

Eylül ayında Santiago’da olmak var. Hüznü de eğlenceyi de tatmak…Onda hepsi var!   …

Eylül ayı bana da bir sürpriz yaptı. Ekvador, Peru ve Şili’ye ait bir aylık gezimin, 1400 civarındaki fotoğrafını, fotoğraf makinelerimle birlikte aldı götürdü. Şimdi onlar yok artık. Santiago’da kaybettim onları. Santiago’nun Eylül’ünde bunu da gördüm.

Ama, her şeyin ötesinde bir Eylül ayında olmak var ya Santiago’da…Var ya, 36 yıl sonra biriyle buluşmak…

Koca bir mezarlıktı. İçinde insan kaybolur. Aradığını ara ki bulasın! Mezarlar arasında yaşlı birisine rastladım. Mezarlık görevlisi olduğunu söyledi. Allende’nin mezarını sordum ona. Heyecanlandı: “ Doktor Salvador Allende…Öyle mi? Hımmm! “ Cebinden bir resim çıkarttı ve mezarı tarif etti. “ Yürü ileri görürsün onu!” “ Böyle zor bulurum!” dedim. Bunun üzerine, yan gözü ve zorlayıcı bakışlarıyla “ Senyor! Yürü ileri dedim sana. Yürü!…Sen onu bulamazsan, o seni bulur, karşılar seni!” Her şey yaşlı görevlinin dediği gibi oldu. O, karşımda duruyordu. Hayatı gibi, mezarı da sadeydi.

36 yıl sonra, seni karşılayana bir  karanfil vermek var ya; işte hepsine değdi.

Yoksa, hala tarif edemedim mi? “ Doktor Salvador Allende’ye!…Doktor Salvador Allende…”

Ahh! Eylül’de Santiago’da olmak var ya! Var ya, 36 yıl sonra buluşmak! Hüznü ve mutluluğu bir arada yaşamak!

Bir Eylül ayında  hepsini görmek de varmış. Hem de Santiago’da!

Yazı : İsmet İNCE                                                               inceismet@yahoo.com