Rusya


( Bu yazı, “Gezgin Gözüyle RUSYA ve KAFKASYA” isimli kitapta yayımlanmıştır.” )

Kızıl Meydan ve İsmet - MoskovaGorbaçov’un göz hapsinde tutulduğu Foros Körfezi’nden alınıp Moskova’ya getirildiği, Yeltsin’in Beyaz Ev önündeki tanklar üzerine çıkıp, ünlü konuşmasını yaptığı, yeni bir dönemin dalgalarının başlangıcı kabul edilen, Gorbaçov’un gel-gitlerle dolu anılarını anlattığı aynı isimdeki kitabı, “ Dünyayı Sarsan Üç Gün “ ün bir süre sonrasıydı ilk gidişim!  Her şey, hafif yağışlı bir bahar günü, restoranımda otururken, elime tutuşturulan bir davetiyeyle başlamıştı. 

Vize ve hazırlık günlerim fazla sürmedi. Rusya’daki yeni dönem dalgası, beni de sarmış gibiydi. Bir an önce ayak basmak, o heyecanı yaşamak istiyordum.  Şeremitova 1 ( Moskova ) Havaalanı’na adım attığımda, yolculuğum henüz bitmiş sayılmazdı. Rotam, bu defa, arkadaşımın yaşadığı, şimdiki ismi St. Petersburg olan Leningrad Kenti’ydi.  

Ama, nasıl gidecektim? Burada her şey farklı görünüyordu: Binalar, yollar, arabalar, insanlar, yazılar… Kızıl Meydan - MoskovaAma, her şey!  O zamanlar henüz konuşmasını bilmediğim, elimdeki Türkçe – Rusça Konuşma Kılavuzu sayesinde yarım – yamalak, çoğu zaman da işaretlerle anlaştığım, bir Rus taksi şoförünün yardımıyla tren biletini alıp, hareket saatini beklemeye başlamıştım. Şoför, son derece dikkatli ve yardımsever bir insandı! İlk orada tanıdım Rus insanının sıcaklığını.  “ Parama iyi sahip olmamı “ sık sık tekrar ediyor, yanımdan hiç ayrılmıyordu. Hatta, bilet için para istediğinde bile, cebimden fazla para çıkartmama müsaade etmeyip, parayı taksinin içinde almıştı. Güvenliğim konusundaki hassasiyetini ise, çok sayıda yolcunun bulunduğu kompartımanlardan birine değil de, diğeri genç bir kız çocuğuna ait iki yataklı bir özel odaya yerleştiğimde anladım. 

Rusya’daki ilk tren yolculuğum Moskova – Leningrad arası olmuş, rahat geçen yolculuğumun bitişi sabahı bulmuştu.   Bir serin Perşembe sabahı Leningrad Tren İstasyonu’ndaydım! İhtişamlı gar binasının dışına çıkıp, beni almaya gelecek arkadaşımı beklerken etrafı izliyordum: Garın önünde geniş bir meydan, ortasında bir dikilitaş, etrafta,  değişik tarzda yapılmış binalar, okunması bile zor Kiril harfleri, caddelerde henüz fazla sayıda olmayan taksiler, kaldırımları doldurmaya çalışan, sabahın telaşesindeki insanlar… 

Bir Cadde ve Evler - St. PetersburgArkadaşımın evine yerleştiğimde, tüm yorgunluğum gitmiş, yabancılığım sona erivermişti sanki! Yeni toprağa uyum sağlamak zor olmadı benim için. Sevmiştim orayı. Bu, benim dış dünyaya açılan ilk pencerem oldu. Ve nedir bilmem, ama bu pencereden aynı topraklara gidişim, iki elin tüm parmaklarına yaklaştı ve hepsinde de kalışım 30’lu günleri buldu. Hiç otel kullanmadım. Bazen arkadaşlarımın evinde kaldım, bazen de ev kiraladım. Kısaca, Rusların içinde yaşadım hep!  O yüzden ayrı bir yeri vardır Rusya’nın bende. İlk göz ağrım gibidir sanki!  

Her mevsiminde bulunduğum Rusya’nın gezdiğim farklı bölgelerinde tanık olduğum ortak bir özelliği var: Caddeler geniş, kaldırımlar rahat yürüyüşe elverişli, binaları düzenli ve genelde çok katlı… Özellikle kentlerin merkez kısımlarındakilerinin her biri birer mimari şaheser. Erkekleri, sade giyimli; kızları, bakımlı ve güzel! Bunun dışında dikkatimi çeken bir şey daha var: Rus toplumu, okuyan bir toplum… Nereye gitseniz, kimi görseniz, elinde bir kitap! Parkta, kafeteryada, metro istasyonlarında,  evinin önündeki kanepede; hepsinin elinde okuyacağı bir şeyler var. O kadar ki; hiç unutmam, bir defasında; Hermitage Müzesi Önü - St. Petersburgbir bina önünde çalışır vaziyette bekleyen bir ambulans şoförünün, direksiyon başındayken bile kitap okuduğuna tanık olmuştum. Gene, evlerinde misafir olduğum Rus ailesinin genç kızı, Moskova’ya gitmek üzere trene binişimizle eline aldığı kitabı, yolculuğun sonunda kapatmıştı.  Ne zaman bir restorana gitsem, ne zaman taksiye binsem, ne zaman bir temizlikçi kadın görsem; sohbetlerinde, çoğunun Tolstoy’un, Gogol’un, Dostoyevski’nin eserlerinin önemli bir kısmını okumuş olduklarına tanık oldum. Zaten, ülkenin çoğu bireyi birer ayaklı kütüphane gibiydi. Her kente üniversiteler ve kültür evleri kurulmuştu. Üniversiteler bir yana, kültür evleri; her tür kültürel ve sanatsal aktivitelerin merkezi durumundaydı. Ülkede okuma yazma oranı çok yüksek olup, belirli yaş grubu insanlarının çoğu üniversite mezunudur. Rus toplumu, kültür ve sanata önem veren bir toplum. Dünyanın en ünlü Bolşoy Tiyatrosu, Moskova’da bulunur. Yine Moskova’daki Lenin Kütüphanesi, Dünya’nın ikinci, Avrupa’nın en büyük kütüphanesidir. Bir zamanlar üç bin Ruble maaş alan bir Rus kız tanıdığım, sadece Bolşoy Tiyatrosu’nu izlemek üzere Leningrad’dan Moskova’ya geldiğini ve bu amaçla yaptığı geliş gidiş ve sair harcamalarının, maaşının önemli bir kısmına tekabül ettiğini anlatmıştı. Bu, Rus insanının kültür ve sanata ne ölçüde değer verdiğinin açık bir göstergesidir. 

Alış- Veriş Merkezi - MoskovaBunun yanında Rus toplumu, eğlenceye de çok düşkündür. İş dışında çoğu zamanları, restoran, bar ve diskolarda geçer. Bu anların en vazgeçilmezi, votkadır. Bizdeki dublenin karşılığı “ sto ( 100 ) gram “ votka içmek, her Rus’un bir el alışkanlığıdır. Ancak, kadehler bizdeki gibi boş yere kalkmaz. Mutlaka birileri ya da bir şeyler için içilir.  Hatta, ev ya da özel toplantılarda, kadehler kaldırıldığı zaman, masadakiler sırayla konuşma yapar ve başta eşler, çocuklar, anne-babalar, arkadaşlar olmak üzere pek çok şey için, iyi dileklerle kadehler yudumlanır. Özellikle mesai bitip, hava karardığı zaman Rus insanı ( kızlar bunun öncüsü ) en şık kıyafetleriyle eğlence merkezlerinin yolunu tutarlar. Ülkemizde pek alışık olmadığımız, kadın ve erkeğin birlikte paylaştığı masalar, Rusya’da olağan bir durumdur. Tabii bu esnada; genelde iri yapılı, geniş omuzlu, kendine çok dikkat göstermeyen Rus erkek tipi yanında; sarı saçlı, beyaz yüzlü, kırmızı dudak boyalı, ince uzun boylu, doğum bile yapmasına karşın bozulmamış vücut yapısına sahip kızlarının cazibesinden, başta Türkler olmak üzere, tüm erkeklerin kendini koruyamadığı da bir gerçektir. Sade ve gösterişten uzak giysilerin, onların üzerinde nasıl da şık göründüğü, aralarında bulunduğum sürede, en hayret ettiğim şeylerin başındaydı. Günlük hayatta yakinen tanıdığım, evlerinde misafir olduğum Rus ailelerinde gördüğüm odur ki; aile üyelerinin, özellikle kadınlarının yanlarına çocuklarını da alarak, park, sinema, tiyatro veyahut başka bir yere giderken yaşadıkları mutlulukları, ayrılırken oradakilere gösterdikleri saygı ve nezaketleri en üst düzeydedir.  Rus aile yapısında, özel günler çok anlamlıdır. Doğum ve evlilik yıldönümleri, ulusal bayramlar ve bazı özel günler; bunlara, ne ölçüde önem verdiklerini ve kendi kibarlıklarını sergileme fırsatı buldukları dönemlerdir. Çiçek, hayatlarından ve ellerinden eksik etmedikleri bir sevgi tomarıdır.  

Pek çok özel kutlama günü içinde ilginç olanları da vardır: Örneğin, 12 Eylül’deki “ Hamilelik Günü “, 1 İsmet, Rus Dostlarıyla Enstitü Binasında - St. PetersburgNisan’daki “ Kahkaha Bayramı “ ve Prens ile bir köylü kızının aşkının hikayesinden esinlenerek ilan edilen 8 Haziran’daki “ Aile Mutluluğu Bayramı “, başka ülkelerde alışık olunmayan birkaç özel gündür. Bu arada, 2008 yılı Rusya’da “ Türkiye Yılı “  ilan edilmiştir. Ruslar, insan ilişkilerinde, genelde soğuk mizaçlı gibidirler. Fakat, ilişkinin ilerleyen süreci içinde, çok candan ve paylaşımcı oldukları hemen hissedilir. Önce mesafeli olup, sonra açılırlar. Aradıkları temel ölçü, güvendir. Son yıllarda; değişen şartlarla para ilişkisi öne çıkmasına rağmen, “ ilişkide güven “ Rus insanının, karşısındakiyle kurmak istediği ilişkinin temel biçimidir.  

Ruslar dostluğa çok önem verirler. Karşı tarafın samimiyetine istinaden kalıcı dostluklar kurmaya çalışırlar. Dostlarını ziyaret etmek, onlarla birlikte zaman geçirmek, Ruslar için vazgeçilmez bir tercihtir. Ara sıra Türkiye’ye gelen, dostluğumuzun olduğu genç bir Rus ailenin, Türkiye’ye her gelişlerinde; saatlerce süren yolu göze alarak, araba kiralayıp, bazen, sadece birkaç saatlik sohbet için bile, yaşadığım yerde beni ziyaretleri, kalıcı dostluğa ne kadar önem verdiklerinin bendeki unutamayacağım örneğidir.  

Kış Mevsiminde Neva Nehri ve İsmet - St. PetersburgUzaktan bakıldığında çok sağlam olmadığı sanılan Rus aile yapısı, aslında sıkı aile bağlarıyla örülüdür. Aile fertlerinin tümü, birbirine karşı son derece saygılı ve hoşgörülüdür. Çok istisnai haller dışında, ciddi iç tartışmalar çok fazla yaşanmaz. Bireyler, kişilik haklarına tecavüz etmemek kaydıyla, günlük hayatın özgür bireyleridir. Fakat, aile içi hukukun zedelenmemesine itina gösterirler. Bünye içindeki ufak tefek sorunlar ve didişmelerin çözümü;  ya bir demet çiçek ya da bir tatlı öpücüktür.  Aile bireylerinin her biri, kendi işi dışında farklı sosyal aktivitelerde bulunmaya gayret ederler. Kız çocuklarının piyano merakıyla beraber, aile fertlerinin çoğu, mutlaka bir enstrüman çalmasını bilir. Geleneksel Rus çalgısı olan “ Balalayka “ neredeyse her Rus evinde bulunur. Aile bireylerinin isimlerinde, geleneksel isimler çoğunluktadır. Andrey, Sergey, Aleksandr gibi erkek isimleri yanında; ışık, doğa ve umut anlamına gelen Svetlana ( Sveta ), Natalya ( Nataşa ), Nadejda ( Nadya ) çoğunluk kız isimleridir. Nüfus bilgilerinde; isim, soyadı ve baba adı birlikte kullanılır. Babanın ismi, erkeklerde – iç, viç -, bayanlarda –  ov, ova, evna – gibi ( Pavloviç, Pavlovna; Pavlov’un oğlu, ya da kızı anlamında ) takılar alır. 

Bu arada, Rus evlerinde yerleşim düzeni de ilginçtir. Bizlerdeki kalabalık aile nüfusu ve olması gerekenden Kremlin Sarayı İçi ve İsmet - Moskovabüyük ev düzeni yoktur Rusya’da. Genelde her biri 5–15 katlı, birbirine yanaşık, içinde çok sayıda evin bulunduğu, geniş bloklu binalardan oluşur Rus ikametleri. Binaların her biri bir köy nüfusu kadar insan barındırır. Binaların dış cepheleri genelde mimari estetikten uzaktır. Ancak, merkezlerdeki yapılarda mimarlık sanatının değişik örneklerini görmek mümkündür. Binalarda dikkat çeken bir nokta, balkonların ya hiç olmaması, ya da; olanların, oturmak yerine daha çok göze hitap etmesi amaçlı olmasıdır. Son yıllarda değişikliğe uğramasına karşın, Rus evleri, önceleri tüm birey ve ailelerin ikamet sorununu çözmeye yönelik bir konut politikası ile yapılıyor ve ihtiyaca cevap verebilecek şekilde planlanıyordu. Buna göre; her aileye, çocuk sayısına ve nüfusa göre küçük ya da büyük ev verilmekteydi. Fakat evler, gereksiz bölümlerle donatılmak yerine ihtiyaca cevap verecek asgari bölümlerden oluşuyordu. Bağımsız bir eve yerleştirilemeyenler için de, banyo ve mutfağın birlikte kullanıldığı “ Komunalnaya “ denilen ortak yerleşim mekanları oluşturulmuştu. Rus evlerindeki mutfak, banyo ve tuvaletler, bizlerdeki gibi geniş bölümlerden oluşmaz. Bu kısımlar, sadece ihtiyaca cevap verecek şekilde yapılmışlardır. Hatta, bu bölümlerin kapıları, çoğu evde bizdekilerin tersine, içeri değil, dışarı açılır. Rus kentlerinde caddeler, birkaç şeritli geniş bulvarlardan oluşur. Son yıllara kadar ciddi bir trafik problemi yaşanmazdı. Özellikle metro sistemi, büyük kentlerde yaygın bir şehir içi ulaşım ağı oluşturmaktaydı. Her biri birer sanat müzesi gibi olan, yerin altındaki metro istasyonları, ülkenin hem sanata verdiği değerin, hem de Rus toplumunun günlük yaşamından bir kesitin görülmesi açısından ilginç bir barometre oluşturur. Bunlardan Moskova ve St. Petersburg Metrosu çok ünlüdür ve her iki kentin insan sirkülasyonunda önemli bir işlev sahibidirler. Örneğin Moskova Metrosu, şu an 12 hat ve 170 civarında istasyon üzerine kurulu, günde 9 milyon insan taşıyan bir trafik ağıdır. 

Kızıl Meydan Önü - MoskovaRusya’da caddelerin genişliği kadar, kaldırımlar da geniştir. Kentin merkezi alanlarındakileri bile serbestçe yürüyebilme olanağı sunar. İşyerleri, merkezi kısımlarda yoğunluklu olmakla beraber, yerleşim mekanlarının bulunduğu her tarafa dağılmış durumdadırlar. Kent insanının her ihtiyacını, bulunduğu yerde kolayca karşılayabilmesi için her tür işyeri, her tarafa kurulmuş olup, buralar birer küçük merkez gibidirler. Eskiden merkezi planlamanın bir tezahürü olan bu ekonomik, sosyal faaliyetler, sistemin değişmesiyle beraber azalmış, fonksiyonsuzlaşmaları üzerine, “ Bufet “ denilen küçük büfelerle başlayıp, giderek genişleyen özel girişimcilik ikame olmuştur. Kanaatimce; özel durumlar dışında, ilk Rus zenginleri bu Bufetlerden ( büfelerden ) ortaya çıkmış, sermaye birikiminin ilk kaynağını bu Bufetler oluşturmuştur. İlk yıllarında, daha ticaret yapma özelliği bile olmayan Bufet sahiplerinin, günümüzde yetkin bir ticaret erbabı haline dönüşmeleri, Rus insanının değişen şartlara ayak uydurmakta ne kadar da maharetli olduklarının görülmesi açısından önem arz etmektedir. Şimdilerde ciddi ekonomik potansiyele sahip bir Rus dostumun, 90’lı yılların başında sahip olduğu küçük bir Bufet’deki kar – zarar hesabını, sağ ve sol cep giriş – çıkışları olarak yapışı, o günlerin ticaret felsefesine ilişkin, biraz güldüğüm, bugünkü duruma bakınca, biraz da gıpta ettiğim bir ilginç hafıza kaydımdır.  

 

Bugün önemli bir sermaye birikimine neden olmasa da, ailelerin ekonomik bir kazanç kapısı olması Nevski Bulvarı’nda Kanal - St. Petersburgnedeniyle kaldırım tezgahları ve kent – semt pazarları, tarımsal ve ticari ürünleriyle kırsal kesim Rus toplumunun genel hatlarıyla uğraş ve yaşayış biçimine dair ipuçları verir.  Söz pazaryerlerlerinden açılmışken, Rus mutfağının da kendine has lezzetinden bahsetmek gerekmektedir. Rus halkı, genelde yemeğe çok düşkün bir toplum değildir. Daha çok hafif yiyecekler, pastalar, et, tavuk ve balık ağırlıklı tabaklar yemek masalarının ana mönüsünü oluşturur. Votka dışında muhtelif meyve suları ve şaraplar, yemeklerin eşsiz tamamlayıcılarıdır. Kahvaltılarda, börek benzeri muhtelif açma türleri her zaman hazır bulunur. Açmalar içinde kaşarpeynirli olanı, en çok tercih edilenidir. Rus mutfağının en beğenilenleri arasında “ Borş Çorbası “ ilk sırayı alır. Gerçekte Rusya’ya ait olup olmadığı halen tartışmalı olan Borş Çorbası, her şeye karşın geleneksel Rus mutfağının vazgeçilmezidir. Muhtelif sebze ve etten yapılan bu çorba, evlerde sıkça yapılmasının yanında, restoranlarda da servisin ilkini oluşturur. Restoran mönülerinin, özellikle son yıllarda sadece zengin masalarına konuk olabilen en kıymetli yiyeceği de, “ siyah havyar “dır. Havyarın kıymetinin simetrisi de, son zamanlara kadar ülkede çok fazla bulunmayan siyah zeytindir. Rusya’ya geleceğimi bilen bir arkadaşımın, “ istediğin bir şey var mı? “ sorusu üzerine,  “ zeytin, mutlaka! “ cevabı, asla unutmayacağım bir telefon anekdotumdur.  

Kızıl Meydan, Lenin Mozolesi Önü - MoskovaRusya, diğer ülkelerdeki yaşamın günlük akışına bakınca, iklimi soğuk gibi gelse de, aslında insanlarının günlük hayattaki sıcak yaşamına tanıklık eder. Uzaktan bakınca; dili, anlaşılması zor, insan coğrafyası bazen yakın, bazen uzak, içlerine girmeyince; kimin nerede, ne iş yaptığı, nasıl yaşadığı, hep merak konusu olan kuzey komşumuz bu ülke, esasında yakın tarihin debdebeli yıllarına hep en önde tanıklık etti. Son yirmi yıl dünyasının, değişen coğrafyasının çiziminde en aktif rolü onlar oynadı. Yaşamın iniş – çıkışlarında, önemli virajların oluşmasında;  ülkesine, Rus insanı da eşlik etti. Gorbaçov’un Foros Körfezi’nde tutsak edilmesine sevindi. Yeltsin’in Beyaz Ev önünde tanklar üzerine çıkmasına alkış tuttu. Parlamento binasının kuşatılıp, Meclis Başkanı Ruslan Hasbulatov ve parlamenterlerin elleri başlarında ele geçirilmesini de, bir zamanlar çok meraklısı oldukları “ Zenginler De Ağlar “ dizisini izler gibi seyretti. Sanki, her şey “ gelen ağam, giden paşam “ gibiydi onlara! Çok da hevesliydiler yeni şeylere! Zaten çok çabuk alışmışlardı bu hayata! Ama gelin görün ki, yağmurdan kaçarken doluya tutulmuşlardı:  

Şimdi, eskiye göre çok şey değişti Rusya’da. Her köşe başında yeni zenginler türedi. Daha birkaç yıl Kremlin Sarayı Önü ve İsmetöncesine kadar sıfırları bile olmayan maaş ve gelirlerle geçinen bu insanların, izleyenleri hayrete düşürecek yetenekleri sayesinde ulaştıkları zenginlik, göz kamaştırır durumda. Az bir kesimin sahip olduğu olağanüstü zenginlik yanında, milyonlarca insanın içinde bulunduğu yaşam şartları ve bunun yarattığı paradoks Rusya sohbetlerinin ana konusunu oluşturuyor.  Yaşam; dolara koşanların mücadeleleriyle dolu şimdi Rusya’da! Dolar için, kimileri evindeki bazı şeylerini pazara götürürken, bazıları da cazibesini açık artırmaya çıkartıyor. Biz Türkler de, güzelliğin ne kadar da para eder bir şey olduğunu öğrendik, kadını tanıdık bu arada! 

Sergey ve İsmet Ev Sohbetinde - St. PetersburgAma gelin görün ki; yeni hayat, yabancısı oldukları bir çelişkiler yumağı sundu onlara… Her şey iyi gidecek sanılırken, bir de bakıldı ki; ekonomik şartlar ağırlaştı, yaşam zor çekilir oldu ülkelerinde… Sonuçta; Rus hayat tarzının sarsıldığı, Rus aile yapısının çözülmeye başladığı görüldü: Bugün Rusya’da,  ekonomik şartlar nedeniyle, evlilikler bile eski yıllara göre azalmış, evlilik dışı yaşayan çiftlerin sayısında artış olmuş durumda. Son yıllarda sayıları giderek artan boşanmaların çoğundaki temel etkenin, ekonomik sorunlar olduğu söyleniyor. Ve yine içinde bulundukları yaşam zorluğuna dayanamayıp intihar edenlerin hızla arttığı ileri sürülüyor. Zaten alkol meraklısı olan Rus insanının, ekonomik şartların ağırlığı karşısında, kendini daha da alkole vererek, yaşamın dışına çekildiği haberler arasında yer alıyor. AİDS’in de bugün Rus insanı için ciddi bir tehlike haline geldiği, herkesin kabulüdür. 

 

Ama, ben Rusya’yı gene çok severim. O, benim ilk göz ağrım! Bazen üzülür, bazen çok kızarım! Kızarım Kış Mevsiminde Kızıl Meydan - Moskovaama, bizde bir söz vardır: “ Kasap, sevdiği deriyi alır alır yere çarpar! “ Kızmam, biraz da ona benzer. Aslında, bir şey hariç, hepsini hak etti o! Ama, bir şey hariç:  Biliriz ki, Rus kızları güzeldir. Sarı saçlı, mavi gözlü, beyaz tenli, kırmızı dudak boyalı, sütun gibi bacaklı, heykel gibi dimdik ve etkileyici…Bizim buralarda pek görünmez öylesi! Ama bir göründü mü, çok durmaz, hemen gözden kaybolur. Selvi gibi boyu vardır, ama salına salınadır gidişi! Gider, gider ama, rüzgarını bırakır izleyenlerine! Çünkü bir başkadır gidişi selvi boylunun, salına salına bile olsa! Belki de güzelliği ondandır! 

Rusya da, kızlarına benzer. Bir varmış, bir yokmuş gibidir! İnsanlarını, ülkesi dünyanın bir güç dengesi olma mağrurluğuyla yaşatan, her bir bireyi birer ayaklı kütüphane gibi olan, iklimi soğuk, kendi sıcak insanlar ülkesi, şimdilerde, kendinden çok koptu. Yerinde, yeller esiyor! Gelişi debdebeli ve zor oldu. Ama, ya gidişi? Ya gidişi? “ Selvi boylunun gidişine benzedi. Hem de, salına salına! “ O, işte bir tek bunu hak etmedi! 

İSMET İNCE

Moskova, Kızıl MeydanYakın tarihe damgasını vuran Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra ortaya çıkan bağımsız devletlerden biri Rusya’dır. 1900′lü yıllardan günümüze kadar pek çok tarihsel gelişmeyi yaşamış ülkenin başkenti Moskova, aynı zamanda bir sanat ve kültür merkezi durumundadır.Lenin’in mezarının bulunduğu ünlü Kızıl Meydan, Bolşoy Tiyatrosu ve Arbat Sokağı buradadır.

İSMET İNCE