( Bu yazı, Cumhuriyet Gazetesi Gezi Dergisi’nin 6 Şubat 2008 tarih ve 120 nolu sayısında yayımlanmıştır. )

Yamsakuro’dan bir görüntü - Fildişi SahiliiBurkina Faso sınırından çıkıp, Fildişi Sahili kapısına vardım. Ama kimse pasaport ve vize kontrolu yapmamıştı. Aslında, Fildişi Sahili de Türklere vize uyguluyor. Fakat, kapıda ne vize soran var, ne de pasaport isteyen! Sınırın iç kısımlarındaki diğer bazı yolcuların da benzer durumda olduğunu gördüm. Hiç kimse vize ve pasaport kontrolu için güvenlik görevlilerinin yanına gitmiyordu. Durum dikkatimi çekti ve birkaç kişiye ” pasaport kontrolu nerede yapılıyor” diye sordum, fakat aldığım cevap ilginçti: ” Burada giriş-çıkış serbesttir. Kimse vize sormaz!” Garibime gitmişti. Fakat, benim mutlaka bir yerlerden giriş mühürü almam gerekiyordu. Zira, her hangi bir kontrol olsa, kaçak giriş yaptığım sanılacaktı. Bu yüzden, yolun biraz ilerisinde tahta sehpalarda oturan birkaç resmi Yamsakuro’da bir manzaragörevlinin yanına vararak, giriş mühürü istedim. Görevliler, “gerek yok” dedilerse de, benim ısrarım üzerine yerinden kalkan üniformalı bir görevli ” gel” diyerek, beni küçük bir kulübeye götürdü. ” Ne istiyorsan söyle!” deyip, yan masadaki mühürlerden bir tanesini eline alıp, “bu olur mu?” deyince, işlerin buralarda gelişigüzel yürüdüğünü anladım ve görevlinin elindeki mühürün ne mühürü olduğunu bilmeme rağmen, yeter ki bir mühür olsun deyip, pasaporta vurdurdum. Mühürün okunacak hali de yoktu ve ne olduğu da belli değildi. Askere tarih yazmasını söyledim. Fakat, onu da pek beceremiyordu. Bunun üzerine elinden tutarak, mühürün yanına giriş tarihimi yazdırdım. Artık, işlem tamamdı ve gidebilirdim. Ferkese kentine giden bir dolmuşa bindim. Araba hareket etmişti ki, 1,5 km. sonra yolda askerlerce durdurulduk. Kimlik kontrolu için dışarı çıkartıldık. Pasaportumu alan, elinde uzun silahı bulunan sivil bir görevli para istedi. Ben ısrarla vermeyeceğimi söyleyince, sandalyesine oturup, pasaportu cebine koydu ve “git o zaman ” dedi. Pasaportumu almadan gitmeyeceğimi söyleyince de, ” para vermezsen, pasaportu alamazsın!” dedi. Görevli ciddiydi. Bir türlü pasaportumu alamıyordum. Olacak gibi değildi ve istediği parayı vermek zorunda kaldım. Aslında fazla para da istemiyordu. Fakat, para vermek zoruma gitmişti ve o nedenle karşı çıkıyordum para vermeye. Ama, yapacak bir şeyim de yoktu ve 200 CFA verip, pasaportu kurtardım. 650 CFA’nın 1 Euro olduğu düşünülürse, verdiğim para 1 Euro’nun 1/3′ü kadardı. Bana önemsiz gelen bu para, savaş halinde olan askerler için önemli paraydı. Fildişi Sahili’nde yolculuk yaptığım her zaman bu tür kontroller ve para ödeme işi hep devam etti. Her birkaç km. de arabalar durduruluyor ve herkesten para alınıyordu. Bazen 200 CFA, bazen 500 CFA alıyorlardı. Timsahlı Havuz - Yamsakuro - Fildişi SahiliTabii, bu parayı vermeden pasaportları almak mümkün olmuyordu. İlkinde zoruma giden bu davranışa artık alışmıştım ve her pasaport konrolunda, ” kaç CFA?” diye soruyor ve hemen parayı ödüyordum. Fildişi Sahili’nin sahil kenti ve gezimin son durağı Abidjan’a kadar devam etti bu durum. Haklıydılar da aslında. Zira, Fildişi Sahili’nde kuzeyle güney arasında iç savaş yaşanıyordu. Benim gezi rotam, ülkenin bir boyundan öbür boyuna kadar devam ettiği için, hep savaşın içinden geçmek zorunda kalmıştım. Aslında her hangi bir problemle karşılaşmadım. Fakat, her gün eli silahlı kişilerce çevrilmem ve her defasında da para ödemek zorunda kalmam, Fildişi Sahili’ndeki gezime hem renk katmış, hem de ülkenin içinde bulunduğu çalkantı hakkında bana detaylı bilgi vermişti. İç savaş nedeniyle turistin gitmediği ve bir yabancı olarak tek başıma dolaştığım Fildişi Sahili, yemyeşil ve ormanlar arasında kurulmuş bir ülke. Bir aile - Yamsakuro - Fildişi SahiliSanayi ve tarım yok. Kentler son derece geri ve bakımsız. Ülkenin başkenti bile bundan nasibini almış durumdaydı. Sadece, Abidjan, nispeten hareketli ve bir gömlek ilerdeydi. Az da olsa, modern binalar ve iş merkezlerinin bulunduğu bir sahil kenti olan Abidjan, ülkenin sanki bir ticaret ve finansman merkezi durumundaydı. Akşamları, dışarı da bulunmak ciddi sorunlar yaşatabiliyor. Hava karardığı zaman sokaklarda dolaşmak zor oluyor. Çünkü, aydınlatma yok ve sadece el feneri ile gezebilme imkanı var. Birkaç büyük kapalı pazaryeri dışında, ticaret genellikle kaldırımlarda kurulan tezgahlarda yürüyor. Yeme faaliyetlerinin pek çoğu bu tezgahlarda yapılıyor. Muz ve mango’nun önemli meyveler arasında olduğu bu tezgahlarda, lipton çay ve “siyah kahve” dedikleri bir kahve türü en çok tercih edilen ve tüketilen içeceklerdir. Hamur karan kadınlar - Abidjan - Fildişi SahiliEt, tavuk ve balığın en ünlü yiyeceği oluşturduğu kaldırım tezgahları, çoğunluğunu kadınların oluşturduğu satıcılarca idare ediliyor. Ramazan ayı olmasına ve önemli bir Müslüman nüfusu barındırmasına karşın, ülkede çok sayıda Hıristiyan yaşamakta ve başta bira olmak üzere muhtelif içecekler, pek çok yerde rahatça kullanılabilmektedir. Herşeyin rahatça ve kimsenin her hangi bir sıkıntı duymaksızın, pek çok şeyi serbestçe yapabildiği Fildişi Sahili, şimdilerde iç savaşı sona erdirerek, yoluna devam etme çabasında.

İSMET İNCE