(Bu yazı, Hürriyet Gazetesi Seyahat Eki’nin 5 Eylül 2011 tarihli sayısında yayımlanmıştır.)

                           “YER YÜZÜNÜN EN BÜYÜK SU GÖSTERİSİ”

                                              VİKTORYA ŞELALELERİ 

 

Ernest Hemingway’ın sözü hep heyecan verir bana Afrika denilince… İter beni Afrika yollarına o söz: “Afrika’da uyandığımda mutlu olmadığım hiç bir sabahı bilmiyorum.” 

Bu defa, Afrika’nın güney ve güneydoğu bölgesiydi rotam. Rüyamda hiç görmemiştim, ama bende gerçek bir rüya gibi duran Viktorya Şelaleleri,  beni yerimde durdurmuyor, bir an önce ona ulaşmak için, neredeyse akşamımı sabah ediyordu. İnsanı çağırırsa dürtü, gerisi beyhude!…

Gene sıcak bir Lusaka sabahıydı. Belki de, ilk otobüstü Livingstone’ye giden… Sigara içilmesinin bile yasaklandığı tipik bir Lusaka Terminali’nden kalkan otobüs yolculuğum 5 saat sonra, Livingstone’nin merkezinde son buldu. 

Livingstone, muhtelif ölçekteki pek çok konaklama tesisine ev sahipliği yapıyor. Bunlar arasında, her tür turizm aktivitesinin organizasyonunu da düzenleyen JollyBoys, konaklamak için tercih ettiğim backpackers oldu. 

Livingstone, küçük bir kasaba! Zambiya’nın en çok turist çeken yeri! Adını, İskoçyalı kâşif David Livingstone’den alıyor. 1905’de kurulan kent, 1911–1935 arası Kuzey Rodezya’nın (bugünkü Zambiya) başkentliğini de yapmıştır. Livingstone, küçük bir yer olmasına karşın, turizm sayesinde gelişme göstermiş. Zira burada her şey turizme endekslenmiş durumda. Zambezi Nehri ve Viktorya Şelaleleri’ne yakın olması nedeniyle her tür turistik aktivitenin başlangıç noktası gibidir. Bu yönüyle de Zambiya’nın turistik başkenti sayılabilir. 

Livingstone, genelde tek katlı yapılardan oluşuyor. Binaların bir kısmında kolonyal mimari hakim. Zambiya’nın başka bölgelerinin aksine buradaki cadde ve sokakların çoğu asfaltla kaplı. Ana caddenin her iki yanı, tamamen turistlere yönelik işletmelerle dolu. Bankalar, döviz büroları, turizm acenteleri ve diğerleri hep burada. 

Livingstone’de gezmek kolay. Hatta her yere yürüyerek gitmek mümkün. Yerel halkla turistlerin yaşamı içi içe geçmiş durumda. Dolayısıyla, herkes yabancılara karşı son derece dikkatli ve saygılı davranıyor. Güvenlikle ilgili her hangi bir sorun yok gibi. 


Livingstone, bazı turistik ziyaret noktalarına da ev sahipliği yapıyor. Bunlardan şehir merkezindeki Livingstone Müzesi, Zambiya’daki dört ulusal müzenin en eski ve en büyük olanıdır. Müze beş bölümden oluşuyor. Arkeoloji Galerisi, taş devrinden demir devrine kadar Zambiya’da kültürel ve insani gelişimi anlatıyor. Etnografya Galerisi, müzik enstrümanlarının farklı objelerini sunuyor. Tarih Galerisi, ülkenin bugüne kadarki tarihsel gelişimini, David Livingstone’nin hatıralarından geniş bir koleksiyon sergilerken, Doğal Tarih bölümünde, bölgedeki hayvanların yaşam örnekleri gösteriliyor. Ayrıca müzede, David Livingstone’nin bazı gazete, doğal hayat ve arkeolojiye ait kitaplarından oluşan kütüphanesini görmek mümkün. Müze, her gün saat 9–16.30 arası ziyaret edilebiliyor. 

Müzenin bahçesinde iki kadın heykeliyle, David Livingstone Heykeli ve kullandığı küçük bir uçak yer alıyor.  

Livingstone’nin Viktorya Şelaleleri yolu üzerindeki Tren Müzesi, Zambiya demiryolu tarihinin gelişimini fotoğraflarla anlatan bir müze. 

Livingstone’de gezilebilecek birkaç halk pazarı içinde özellikle Mukuni Park Curio Pazarı, her tür el sanatı ürününün satıldığı, enteresan bir pazardır ki, Zambiya ağaç işleme sanatının görülmesi açısından ilgi çekicidir. 

Bunların dışında; Livingstone’nin başkent olduğu 1907–1935 yılları arası yönetimin merkezi olarak kullanılan eski hükümet binası, birkaç elsanatları pazarı, 1910–1911 yılları arasında Dr. David Livingstone’nin anısına inşa edilen Saint Andrews Kilisesi, Livingstone misafirlerinin şehir merkezinde zaman hasredebilecekleri diğer gezi noktalarıdır.  

Viktorya Şelaleleri, Livingstone’nin11 kilometremesafesinde yer alıyor. Yolu asfalt. Buraya yürüyerek, bisiklet ya da arabayla gidilebiliyor. Fakat tüm konaklama tesisleri, her gün minibüslerle servis yapıyor. Ben de kaldığım pansiyonun servisiyle şelalelere gittim. Yolculuk 10 dakika sürüyor. 

Şelalelerin giriş kısmındaki alanda el sanatları ürünlerinin satıldığı tezgâhlar ve küçük bir müze var. Müzede, şelalenin nasıl oluştuğu açıklanıyor. Ayrıca, salonda oluşturulmuş bir çukurda yüzyıllar önce burada yaşamış insanlara kanıt oluşturması açısından, salonda oluşturulmuş çukura bir insan figürü yerleştirilmiş. Müzedeki kısa bir gözlem sonunda, adımlar şelaleler için atıyor. 

Şelalelere giriş 20 Dolar. Ağaçlık bir alanda bulunuyor şelaleler. Koskoca bir yar ve yüksek bir tepe. Yarın bir tarafı Zambiya, diğer tarafı Zimbabve. Viktorya Şelaleleri, iki ülke arasında sınır oluşturuyor. Şelaleler üzerinde iki ülkeyi birbirine bağlayan198 metreuzunluğunda, yaya, tren ve taşıt trafiğine uygun demir bir köprü yer alıyor. 

Ağaçlık bölgede biraz yürününce tam karşıdan görebilmek mümkün suyun tepeden inişini. Biraz daha ilerleyince, şelalenin fırlattığı sulardan korunmak için yağmurluk kiralayan birkaç görevliyle karşılaştım. Esasında şemsiye ya da yağmurluk getirenler için bir zorunluluk olmamasına karşın, ihtiyacım üzerine 2 Dolar kira karşılığı büyükçe bir yağmurluk alarak, içeri doğru yürüdüm. Şelalelerin farklı bir cepheden görülebilmesi için adım attığım, adı Keskin Bıçak Köprüsü’nde, şelalenin sıçrattığı suların etkisinden kendimi kurtaramadım. Suyun aşağı indiği tepe uzakta olmasına rağmen, yağmur yağarcasına su tepeme iniyordu. Bir an yağmurun başladığını sandım. Ama değildi ve üzerime gelen, şelalenin sıçrattığı sularıydı. Sıçrayan suyun etkisi, köprüde dikkatli adımlar atmama neden olmuştu. Yağmurluk üzerimde olmasına karşın, fırlayan suyun etkisinden kendimi zor koruyordum. Hatta gözümü açmakta bile zorlanıyordum. Bunu bir talih sayarsam, bu talih, fırlayan suyun fotoğrafını çekmeme dahi izin vermemişti. Birkaç dakikalık duraklama ve yürüyüş sonunda bulunduğum bölgenin sonuna vardığımda, şelale suyunun etkisinden kurtulmuştum, fakat bunun bir de dönüşü vardı! Hem heves hem ıslanma ürkekliğini yaşattı bana Viktorya Şelaleleri. Hızlı bir yağmur ya da keskin esen bir rüzgâr etkisi veriyordu yürüyüş boyunca suyun hızı! Korunmak ve hiçbir anını kaçırmamak duygusunun ikisini de yaşattı bana suyun gürlemesi! Ağaçlar altında bulduğum uygun görüş mesafelerinden izledim Viktorya Şelalelerinin farklı görüntülerini! Bu da yetmedi, zor patikalardan geçip aşağı inerek, iki ülkeyi birbirine bağlayan Viktorya Köprüsü’nün en alt kısmından seyreyledim onu! Livingstone’nin yakıcı sıcağı, ben teslim oldum artık der gibiydi burada. Tepeden hızla inen suyun serinliği, ağaçların gölgesine ihtiyaç bırakmıyordu. Yüksekten gürleyerek inen sular, bir başka hızla Zambezi Nehri’yle yoluna devam ediyordu. Bir saatten fazla zamanımı aldı şelalelerin düştüğü aşağı kısmı. Her şey bir rüya gibiydi. Terk etmek istemiyordum bu rüyayı. Ancak, saatler ilerliyor, Livingstone’ye dönme vaktim yaklaşıyordu. Üstelik yukarı çıkmak da zaman alıcı olduğu gibi, yorucu da olacaktı! David Livingstone’nin, “meleklerin uçuşu esnasında bile dikkatlerini çeken, onların bakışını bile etkileyen güzelini” terk etmek kolay olmuyordu. Ancak, mutluydum. Zira   “melekleri kıskandıran bu güzeli” görmek, rüyada değil, dünya gözüyle görmek mümkün olmuştu. Bunun mutluluğuyla tepeye çıktım. Artık gözüm arkada değildi ve aşağıdayken etkisini pek hissetmediğim yağmurdan korunmaya gerek bile duymadan, ağaçlar ve insanlar arasında dolaşan maymunların sesleri ve bakışlarıyla, dışarı çıkıp, bulduğum arabalardan biriyle Livingstone’ye döndüm. 

1800’lü yıllarda bu bölgede yaşayan Kololo Kabilesi’nin yerel diliyle Mosi-Oa-Tunya (gürleyen duman) adını verdiği Viktorya Şelaleleri, Livingstone’nin 11 kilometremesafesinde ve Zambezi Nehri’nin üzerinde yer alıyor. Şelaleleri ilk olarak 16 Ekim 1855’de Dr. David Livingstone buluyor. Misyonerlik faaliyetleri için bölgeye gelen İskoçyalı kâşif Livingstone, şelaleleri gördüğünde, ondan “Afrika’da gördüğüm en mükemmel manzara! Melekleri bile güzelliği ile büyüleyen bir yer…”diye bahseder ve İngiliz Kraliçesi Viktorya’nın adını verir şelalelere! Şelaleler Zambezi Nehri’nin üzerinde çok geniş bir alana yayılmış olup, kapladığı alanın bir kısmı Zambiya’da, bir kısmı Zimbabve’dedir. Ayrıca biri Zambiya’da 66 km2’lik Mosi-Oa-Tunya, diğeri Zimbabve’de 23 km2’lik Viktorya Şelaleleri isimli iki ulusal parkın parçasıdır da. Fil, Zebra, Zürafa, Bufalo ve muhtelif Antilop türleri daha çok Zambiya tarafındaki ulusal parkta bulunmaktadır. Bunun dışında, Beyaz Gergedanlar da sadece bu parkta yaşar ve bu yüzden buraya değişik tarzda günlük turlar düzenlenmektedir.  Şelaleler,1708 metre eninde,108 metre yüksekliğindedir. Bu yükseklikten büyük bir gürültüyle yoğun bir su bulutu oluşturup Zambezi Nehri’ne dökülüyor. Bu yönüyle Viktorya Şelaleleri, Niagara ve Iguazu Şelaleleri’nden daha büyüktür. Yağmurlu mevsimde dökülen suyun dakikadaki hacmi 550 milyon litreyi buluyor ve sıçrattığı su bir sprey gibi etrafa yayılarak, yaklaşık beş yüz metre yükseklikten yağmur gibi yere düşüyor. Güneşli havalarda, şelalelerin üzerinde devamlı asılı gibi duran bir gökkuşağı oluşuyor. Şelalelerin genişliği, taşıdığı suyun hacmi, yükseklere kadar sıçrattığı spreyi ve üzerinde bilezik gibi duran gökkuşağı ile Viktorya Şelaleleri, ziyaretçilerini hayran bıraktırmaktadır. 

Şelalelerin üzerinde, adına Viktorya Şelaleleri Köprüsü denilen, Zambiya ile Zimbabve’yi birbirine bağlayan198 metreuzunluğunda, zeminden128 metreyükseklikte, alt kısmı156,5 metreçapında kemer gibi yapılmış, yaya, tren ve araç trafiğine müsait çelik bir köprü bulunuyor. Köprü 1900 yılında Cecil John Rhodes tarafından tasarlanmış. Aslında Rhodes şelaleleri hiç ziyaret edememiş. Çünkü köprünün inşasına başlanmadan hayatını kaybetmiş. Fakat demiryolunun nehrin karşı tarafına geçmesini de çok istiyormuş. Bunun üzerine, köprünün yapımına 1904’te başlanmış, 14 ayda tamamlanarak,1905’te hizmete açılmış. Bu köprüden jamping yapılabilmektedir. Ayrıca, şelaleler, Cataract ve Livingstone isimli iki adayı da içinde barındırmaktadır ki, bu adalara gezi turları düzenlenmektedir. Viktorya Şelaleleri, UNESCO’nun Dünya Kültür Varlıkları Listesi’nde yer alır. 

Livingstone bölgesinde Kasım-Nisan arası yağışlı, Mayıs-Ekim arası kuru sezondur. Şelalelerde suyun en yoğunluklu olduğu dönem yağışlı sezondur. Nisan ayı, şelale suyunun en yüksek düzeyde olduğu bir aydır. Bu mevsimde 500 metreye kadar çıkan suyun fırlattığı sprey, kilometrelerce uzaktan görülebilmektedir. Yağışın olmadığı kuru sezonda, suyun debisi önemli ölçüde düşmektedir.  Su yoğunluğunun en az olduğu ay ise, kasım ayı olup, bu sürede şelalelerde yürümek bile mümkün olabilmektedir. Yürüyüş dışında; rafting, helikopter turu, micro-light gibi bazı aktiviteler de ziyaretçilerinin tercihe göre yapabilecekleri, Viktorya Şelaleleri’nin hem keyif veren, hem adrenali yükselten aktiviteleridir. Bu arada, şelale yorgunluğunu hafifletmek de Zambezi Nehri’ne düşer burada! Özellikle, güneş batışındaki gemi turları, su ve doğa tutkunları için vazgeçilmezdir. Tur esnasında görme şansı bulunursa,  nehrin doğal sahipleri timsah, suaygırı gibi hayvanların suya dalış ve çıkışlarını izlemek de, ayrı bir zevkidir Zambezi’de!…

Defalarca gidip farklı bölgelerini gezdiğim Afrika’nın keşfedilmemiş cevheri Zambiya’nın turizm başkenti Livingstone’nin yanı başında bir güzel duruyor. Bazen gürleyen bazen sessiz akan bu güzel, ziyaretine gelenleri kendine tutsak ediyor. O kadar ki; “güzelliğiyle meleklerin bile dikkatini çekip,  onları kıskandıracak kadar!”  

Viktorya Şelaleleri’nin güzelliğine tanıklık, yorucu ama heyecan verici olmuştu benim için! Hemingway, “her sabah mutlu uyanmış Afrika’da!” …Mutlu olmak için sabahı beklemem gerekmiyordu. O gece hiç uyumamıştım zaten. Çünkü mutluydum. O bile yetti bana! 

Herkese tavsiye olunur!

 İSMET İNCE