( Bu yazı, BirGün Gazetesi’nin 13 Haziran 2010 tarihli Pazar Eki’nde yayımlanmıştır. )

                       MOSKOVA’NIN HÜZNÜ VE MUTLULUĞU 

“NOVODEVİÇİ MEZARLIĞI’NDAKİ MAVİ GÖZLÜ DEV: NAZIM HİKMET…

                            Yazı ve fotoğraflar: İsmet İNCE


 

Moskova, hüznün ve mutluluğun adıdır bende… Yolu Moskova’ya düşenler bilirler ki; çok şeritli yolları, geniş yürüyüş alanları, parkları, eğlence merkezleri, her biri sanat eserleriyle dolu metro istasyonları, meydanları ve yakın geçmişine damgasını vuran tarihi karşılar ziyaretçilerini Moskova’nın!

Defalarca gittim Moskova’ya. Fakat hepsinde de pek çok duygu karmaşasını yaşadım bir arada. O yüzden, hep hüznün ve burukluğun kenti olmuştur bende Moskova!

Yolum bu defa, bir “Mavi Gözlü Dev” için düştü Moskova’ya! Ankaralı dostum Timur Özkan’ın telefonuyla başladı her şey. İki güne sıkıştırılmış işlemlerimizin tamamlanmasıyla 30 Mayıs gecesi İstanbul’dan bindiğimiz uçağımızın, takvimin ertesi güne attığı mayısın son gününün ilk saatlerinde Domodedova Havaalanı’na inişimizle, Moskova’nın serin iklimine adım atmış olduk.

Timur’un yakın dostu, yıllardır Moskova’da yaşayan Hüseyin karşıladı bizi. Ev sahipliğimizi de hep Hüseyin yaptı.

Yıllar sonra tekrar gelmenin hevesiyle iki gün Moskova’nın bazı yerlerini dolaştık, ama asıl olarak 3 Haziran tarihindeki, büyük şair Nazım Hikmet’in 47. ölüm yıldönümündeydi aklımız.

…Derken 3 Haziran Perşembe sabahı büyük bir heyecanla Novodeviçi Mezarlığı’na koştuk. Nazım Hikmet bu mezarlıkta yatıyordu. Novodeviçi Mezarlığı Moskova’nın merkezi bir bölgesinde bulunuyor ve Sovyetler Birliği ile yeni dönem ünlülerinin mezarlarına ev sahipliği yapıyor. Giriş kapısının biraz ilerisinden sola dönülüp 50 metre kadar yürününce Nazım Hikmet’in mezarıyla karşılaşılıyor. İnsan boyundan daha yüksek granitten yapılmış bir anıt mezar Nazım’ınki. Mezarın önü karanfillerle donatılmıştı. Hemen ön kısmında Vera’nın, birkaç metre ileride de Rusya Federasyonu eski başkanlarından Boris Yeltsin’in Mezarı yer alıyor. Tören burada yapılacaktı, ama henüz başlamamıştı. Çoğunluğunu Rusya’da yaşayan Türklerin oluşturduğu takriben 200–250 kişilik bir topluluk mezarın etrafında toplanmıştı. Herkeste bir heyecan gözleniyordu. Moskova Türk Büyükelçiliği görevlileri de hazırdı. Hatta, Büyükelçi Halil Akıncı ve Türkiye’den gelen ses sanatçısı Edip Akbayram da oradaydı. Bu yıl Nazım’ı anma törenleri ilk defa Moskova Türk Elçiliği gözetiminde Rus Türk İşadamları Birliği tarafından yapılıyordu. Bu yüzden Türk Elçiliği’nin katkısı da törenleri daha anlamlı kılmaktaydı.


Tören, Moskova saatiyle 10.30 sularında Kutlama Komitesi Başkanı Ali Galip Savaşır’ın açış konuşmasıyla başladı. Savaşır, kısa ve özlü konuşmasını“ Nazım’ı özlediklerini, bu anlamlı günde mezarı başında bulunmanın onurunu taşıdıkları” sözleriyle sonlayıp, Büyükelçi Halil Akıncı’yı konuşma yapmak üzere kürsüye davet etti.

Büyükelçi Halil Akıncı’nın konuşması duygu yüklüydü. Konuşmasında Nazım’ın hayatından muhtelif kesitler sunan Akıncı, özellikle konuşmasının son bölümünde “Nazım’ın ülkesini ve insanlarını çok seven bir şair olmasının yanında, onun her zaman halkların vicdanı olduğunu, bu yüzden yüreğinin kulaklarının hiçbir zaman sağır olmadığını” söylemesi törene katılanların beğeni ve saygısını kazanmıştı. Büyükelçinin sandıklardaki güvercinleri uçurtması da, törendekilere ayrı bir keyif vermişti.


Diğer konuşmacılar, RTİB Başkanı Ali Tunç Can ve Gazeteci Hakan Aksay’ın Nazım’la ilgili övgü dolu sözleri arasında, Ali Tunç Can’ın “ Nazım’ın Türk ve Rus halkı arasında bir kültür köprüsü oluşturduğunu, gelecek yıllardaki törenlerin daha da geliştirileceğini” ifade etmesi, Hakan Aksay’ın da “ uzun yıllardır devam eden Moskova’da bir kültür merkezi açılması çalışmasının sona geldiğini, açılacak merkezin adının da Nazım Hikmet Kültür Merkezi olması” şeklindeki talebi, konuşmaları arasında ilgi çeken noktalardı.

Mezarlıktaki törene anlam kazandıran ve izleyenlerce de çok beğenilen bir diğer etkinlik de, Uluslararası Nazım Hikmet Vakfı adına sinema ve tiyatro sanatçıları Tilbe Sayan ile Cüneyt Türel’in birbirinden güzel Nazım şiirlerinden oluşan sunumlarıydı.

Mezarlıktaki tören, birkaç TV kanalından naklen yayınlanmaktaydı. Nazım’ın mezarı başında çekilen fotoğraflar, yapılan röportajlar ve kırmızı karanfillerle donatılmış Anıt önündeki hüzünlü bakışlarla mezarlıktaki program sona erdi.  Ancak tören, bununla kalmıyordu ve akşam 19.30’da Arbatskaya Metro İstasyonu’na yakın Malıy Rjevskıy Pereulok’daki Gnesin Konser Salonu’nda, Türkiye ve Fransa’da yaşayan Sumru Ağıryürek ve arkadaşlarının anma programı için özel olarak oluşturdukları “Nazım’a Doğru…” sanat gecesiyle devam etti. Yine Cüneyt Türel ve Tilbe Sayan’ın birlikte sundukları şiir dinletileri, mezarlıktaki programın benzeri olmasına karşın, gene tadına doyulamayan türdendi.

O günkü program tamamlanmış, sıra 4 Haziran akşamı Tsvetnoy Bulvarı Metro İstasyonu civarındaki Tsvetnoy Boulevard’da bulunan MIR Konser Salonu’ndaki Edip Akbayram konserine gelmişti.

19.30’da Nazım şiirleri ve Can Dündar’ın hazırladığı Nazım Hikmet Belgeseli’nin kısa gösterimi ile başlayan konser, sanatçı Edip Akbayram’ın, salonu dolduran Türk ve Rus tüm izleyicilere büyük bir coşku ve heyecan veren repertuvarı ile iki saat kadar sürdü. Konser sonundaki kapanış konuşmasıyla Nazım Hikmet’in 47. Ölüm Yıldönümü Anma Programı tamamlanmış oldu.

Moskova Türk Büyükelçiliği himayesinde RTİB tarafından gerçekleştirilen bu yılki anma programı herkesin beğeni ve takdirini kazanırken, salondan ayrılanlar arasında, anma törenlerinin gelecek yıllarda da böyle coşkulu ve geniş çaplı olması talebi hemen orada, salon çıkışında dile getirilmeye başlanmıştı bile.

Bu yılki törenlerin coşkusu yanında üzüntü veren şey ise, Nazım’ın hala memleketten uzakta yatıyor olmasıydı. Ve hala herkes mezarın Türkiye’ye

taşınmasının beklentisi içindeydi.

Törenlerin sonunda katılımcılar kendi dünyalarına dönerken, geriye Novodeviçi’de Nazım yeni ziyaretçilerini beklemeye bırakılmıştı. Ertesi günü, biz de ülkemize dönmek üzere Moskova’dan ayrılırken, gözümüz hala arkadaydı.

15 Ocak 1902’de doğan, hayatının 12 yılını Ankara, İstanbul, Çankırı ve Bursa Cezaevleri’nde geçiren, 25 Temmuz 1951’de vatan haini ilan edilerek vatandaşlıktan çıkarılan, 9 Eylül 1950’de Dünya Barış Konseyi’nce “Uluslararası Barış Ödülü” verilen, Şilili ünlü şair Pablo Neruda’nın “bu adamın kıymetini bilin. Biz onun yanında şair bile sayılmayız” dediği, 3 Haziran 1963’de hayata gözlerini yuman, 5 Ocak 2009’da Bakanlar Kurulu Kararı’yla tekrar vatandaşlık hakkını alan, ülkesinin sevdalısı, yüreği insan sevgisiyle dolu, Kurtuluş Savaşı Destanı’nı şiiriyle anlatan Mavi Gözlü Dev, büyük şair Nazım Hikmet gene Moskova’daki Novodeviçi Mezarlığı’nda, çok sevdiği ülkesine getirilip, bir köy mezarlığında çınar ağacının altında yatacağı günü beklemekteydi.

Ve hala, ne yazık ki Mavi Gözlü Dev, hala memleketinden uzakta ve Moskova’da!

Moskova’nın her mevsimini gördüm: Kışında üşüdüm, yağmurunda ıslandım, sıcağında terledim. Ne zaman Moskova’ya ayak bassam, karmaşık duygularla dolar içim. Yüreğim burkulur, gönlümde bir burukluk yaşarım.

Moskova’nın hüzünlü tarafı bu belki de!

Ya mutluluğu? O da başka bir yanı!..

11 Eylül 2009’da, ölümünün 36. yılında Şili’nin başkenti Santiago’da Dr. Salvador Allende’nin Mezarı’nda ve Moneda Sarayı’nın önündeki heykelinin yanı başında bulundum. Şimdi de, kendi toprağımdan bir gönül insanının, bir Mavi Gözlü Dev’in, büyük şair Nazım Hikmet’in ölümünün 47. yılında, 3 Haziran 2010’da, ağaçlar arasında üzerinde “Nazım” yazılı büyük bir granit kaidenin önünde, “yani anlayacağınız dostlar” Nazım’ın önünde saygı ile eğildim ya; işte Moskova’nın mutluluk veren tarafı da bu olsa gerek!

Sana ülkenden bir şey getiremedim, ama senden de bir şey götüremedim ey Mavi Gözlü Dev!

Ama yukarıda anlattım ya; geriye hüznü ve mutluluğu kaldı bende Moskova’nın!

Şimdi söyle bana;

Hani, denir ya; “ölsem de gam yemem” artık diyebilir miyim? Ya da “mutluluğun resmini yapabilir miyim” artık? … Hadi diyelim, onlar da olmadı:

“Yaşamak bir ağaç gibi, tek ve hür

      Ve bir orman gibi kardeşçesine

                      Bu hasret bizim”  dizesini haykırmak istersem; o zaman ne dersin be usta?

Evet, ne dersin? Sen ne dersin ey Mavi Gözlü Dev? Onu da sen söyle!

Yani demek istiyorum ki; “hüznü ve mutluluğuna Moskova’nın!”

Ne dersin? Ne?

İSMET İNCE