Arşiv: Aralık, 2006

Coatepeque Gölü, El SalvadorSancılı dönemler geçirmiş kent, hala mahzun ve sorunlarla boğuşuyor.

Honduras’ın başkenti Tegucigalpa’daki El Salvador Elçiliği’nden, iki gün uğraştıktan sonra vizemi alabildim. Aslında, gitmeden Türkiye’deki araştırmalarımdan, El Salvador’un Türklere vize uygulamadığını öğrenmiştim. Bu yüzden, vize almadan gittim. Zaten, vize alabileceğim her hangi bir diplomatik misyonu da yoktu Türkiye’de. Tegucigalpa’da tesadüfen görmüştüm El Salvador Elçiliği’ni. Türkiye’de öğrendiğim bu bilgiyi bir kez de, elçilikten teyit ettirmek istedim. İçeri girdiğimde, Türklere vize uygulandığını öğrendim. Konuştuğum konsolos bayan, benim ısrarla ” Türklere vize gerekmiyor ” demem üzerine, getirdiği üç sayfalık bir yazıyı, biraz da kızgın bir şekilde bana uzattı. Vize uygulanacak ülkeler listesinde ve son sıralardan birinde Türkiye adı yazılıydı. Yoksul bir Orta Amerika ülkesi olan El Salvador’un bizlere vize uygulaması, beni şaşırtmıştı. Fakat, yapacak bir şey yoktu ve iki gün istenilen evrakları hazırlamakla gün geçirdim. Sonuçta vize aldım. Hatta, benim çabamı gören elçilik görevlileri 90 gün vize vermişlerdi. İşlemlerin tamamlanması ve vize almam, iki günlük çaba ve yorgunluğumu geride bırakmıştı.

Suchitlan gölü - Suçitoto - El SalvadorHonduras’ın sınır kenti Nacaome’den bindiğim eski bir otobüsle El Salvador sınır kapısına gelip, giriş için pasaportumu uzatmıştım ki, gene güvenlik görevlisi bir bayanın, ” El Salvador’da 90 gün ne yapacaksın? ” sorusu ile karşılaştım. ” Elçilik bu kadar verdi. ” dedim. Fakat, kadın suratını ekşiterek, ” bu kadar fazla ” dedi ve elçiliğin verdiği 90 günlük vizenin rakam kısmını daire içine alıp, iptal ederek, 30 gün yazdı. Önem vermemiştim. Fakat, bir güvenlik görevlisinin, elçiliğin verdiği vize üzerinde değişiklik yaparak, süre azaltmasına şaşırmıştım. Aslında, 30 gün bile fazlaydı, ama elçilikten 90 gün vermişlerdi. Pasaportumu alıp, sınırdan içeri girince, hemen ilerde bekleyen bir otobüse binip, önce Santa Rosa, San Miguel, sonra da başkent San Salvador’a geçtim. Başkente varışım öğleden sonra saat 15.00′ i bulmuştu. Terminal, şehirden biraz uzaktaydı. Fakat, hava iyi olduğundan, şehir merkezine kadar yürüdüm ve 10 A Av. Sur 109 nolu binada faaliyet gösteren ” Hotel İnternacional Custodio ” ya yerleştim. Otel, şehir merkezinde ve ana caddenin kenarında birkaç katlı binada faaliyet gösteriyordu. Sahibi, orta yaşlı, kültürlü ve kibar bir adamdı. Kentle ilgili bazı bilgileri alıp, dışarı çıktım. Otelin hemen karşısında, her tür hediyelik eşya, gıda ve tekstil ürünlerinin satıldığı Mercado Ex-Cuartel yer alıyor. Kentin en ünlü  caddesi Calle Delgado’nun solunda Teatro Nacional bulunuyor. Tiyatro binası 1917′de yapılmış. Yan tarafta Katedral, Katedralin öbür yanında ünlü Barrios Meydanı yerleşmiş. Meydanın karşısında Palacio Nacional yükseliyor. Bina, 1986 depremine kadar, hükümet toplantılarına ev sahipliği yapmış. Biraz ilerde şehrin en büyük pazarı, Mercado Central kurulu. Mercado, önemli bir alış veriş merkezi durumunda.

San Salvador, henüz belirli bir gelişme düzeyini yakalayabilmiş bir kent Santa Ana Volkanı - Suçitoto - El Salvadordeğil. Özellikle akşamları, havanın kararmasıyla birlikte derin bir sessziliğe bürünüyor ve ara sokaklarında tek başına dolaşmanın ciddi zorlukları var. Soygun, adam kaçırma, hırsızlığın yaygın şekilde yaşandığı kentin, ara sıra yaşanan cinayetlerle de başı dertte.

500.000 civarında nüfusa sahip başkent San Salvador, 1525 yılında İspanyol fetihçi Pedro de Alvarado tarafından kurulmuş ve 1839′dan beri ülkenin başkentliğini yapıyor.

İSMET İNCE

Tegucigalpa, Camayaguela’da bir bölgeOrta Amerika’nın yoksul ama bir o kadar da problemli ülke başkenti Tegucigalpa, sıçrama yapacağı zamanı bekliyor. Ama, görünür vadede umut da yok gibi.

Honduras vizesini, Nikaragua’nın sınır kenti Chinandega’daki küçük bir ofiste faaliyet gösteren Honduras Konsolosluğu’ndan aldım. Adı konsolosluk ama, genç bir Nikaragualı kızdan başka çalışan kimseyi görmedim. Sadece 4 fotoğraf gerekti vize için. İşlemler kısa sürdü ve kızın imzaladığı pasaportumla, 1 ay vize almış oldum. Vizeyi buradan aldım ama, Honduras’a girişim Nikaragua’nın Esteli Kenti yönünden oldu. Kapıdaki görevli, ” vizeyi neden Türkiye’den almadığımı ” sordu. ” Türkiye’de Honduras Elçiliği yok ” cevabını verince, elindeki listeye baktı ve kafa sallayarak, pasaportuma giriş mühürünü vurdu. Listeyi incelerken, pek bir şey anladığını da sanmıyorum. Fakat, sınır görevlisi ya! Ne de olsa Orta Amerika burası!

Honduras sınırından girince, “Tegucigalpa” diye bağıran birinin yanına Cafe Paradiso - Tegucigalpa - Hondurasvardım. Otobüs Tegucigalpa’ya gidiyormuş. Benim rotam da o tarafa olduğundan, hemen otobüse yerleştim. Otobüs çok eski. İçinde az sayıda insan var. Beni görenler, tatlı tebessümleriyle ” hoş geldin “der  gibiydiler. Tegucigalpa’ya varışımız yaklaşık 2 saati buldu. Terminalden bir arabayla, merkezdeki Granada 1 Oteli’ne giderek, günlüğü 100 Lempiras’a bir odaya yerleştim. 1 $ = 15 Lempiras olduğuna göre, bakım ve temizliği açısından otel ucuz geldi. Hemen çantamı bırakıp, dışarı çıktım.

Otel, merkeze yakın bir yerde. Kentin en ünlü meydanı Morazan Meydanı. Tegucigalpalılar, bu meydana Parque Central da diyorlar. Meydan, tam bir insan curcunası. Her yaştan ve her tür işi yapanlar yerleşmiş meydana. Meydanın bir tarafında Katedral ve Belediye Binası yükseliyor. Ortada, at üzerinde Morazan’ın heykeli bulunuyor. Biraz ilerde Av. Cervantes’de eski Yüce Divan binası var. Şimdilerde, müze olarak kullanılıyor. İsmi Museo del Hombre. İçinde, Honduras insanının günümüze kadar yaşamında geçirdiği evreler sergileniyor. Karşısında, askeri komutanların fotoğraflarının yer aldığı Museo Historico Militer bulunuyor. Daha ilerdeki, Merced Bölgesi’nde Honduras tarihini anlatan Museo Historico de la Republica önemli bir ziyaret yeri sayılır.

Tegucigalpa, iki bölgeden oluşuyor. Birisi, Morazan Meydanı’nın bulunduğu Tegucigalpa, diğeri bir kaç köprü ile bağlanan Comalagüela Bölgesi. İki bölgeyi Choluteca Irmağı birbirinden ayırıyor.

Comayagüela - Tegucigalpa - HondurasComalagüela, daha yoksul bir bölge. Dolayısıyla, kentin tehlikeli sayılabilecek bir kesimini oluşturuyor. Dik bir yamaca kurulmuş burası. Ara sokaklarında dolaşmak, gündüz saatlerinde bile risk oluşturuyor. Zaten, yollarının düzensizliği yüzünden, sokaklarında rahat yürümek bile zor oluyor. Fazla görülebilecek önemli bir noktası olmayan Comalagüela’nın en ilginç yeri, pek çok el sanatı ürününün, çok ucuz fiyatlarla alınabileceği Mercado San İsidro’dur.

Tegucigalpa, yaklaşık 1 milyon nüfuslu bir kent. Honduraslılar, konuşma dilinde ona, kısaca ” Tegus “diyorlar. Ve, ” Gümüş Tepe ” anlamına geliyor.

Her düzeyde pek çok alış veriş merkezi ve restoranın bulunduğu Tegus’un dinlenilebilecek en nezih işletmesi, hafif  hafif çalan Latin müziği eşliğinde, ünlü Honduras kahvesinin yudumlandığı Cafe Paradiso’dur. Duvarlarındaki resimlerden anlaşıldığı kadarıyla, Tegus’un entellektüel kesimlerinin de uğrak yeri olduğu fark ediliyor.

Tamamen siyah renkli insanlardan oluşan Tegus, daha önce gördüğüm Orta Amerika ülkelerine nazaran, daha modern bir izlenim verdi bana. Ama, önünde daha yürüyeceği çok yol  var gibi!

İSMET İNCE

Antigua Guatemala’da bir mezarlıkÜlkenin aynı ismi taşıyan başkenti, yakın zamanlarda imzalanan barış anlaşmasıyla nefes almaya başladı.

     Yoksul bir Orta Amerika ülkesi olmasına karşın, Guatemala’ya vize almam kolay olmadı. İlk olarak Kosta Rika’nın başkenti San Jose’deki Guatemala Büyükelçiliği’ne Maya Festivali - Çiçikastenango - Guatemalamüracaat ettim. Önce kabul etmelerine rağmen, daha sonra vize vermeyi kabul etmediler. Israrla nedenini sormama karşın, hiç bir neden göstermeksizin, sadece uygun bulmadıklarını söylediler. Aslında, vize almaya engel bir durumum yoktu. Fakat, bir Türk’e vize vermeyi istemediklerini anladım. Pasaportumu ve bazı evrakları geri alarak, başka bir ülkedeki elçiliklerinden denemeye karar verdim. İkinci olarak, Nikaragua’nın başkenti Managua’daki elçiliğe müracaat ettim. İlk anda onlar da sıcak değildiler. Olacak gibi değildi ve son bir şans olarak, ABD vizemin olduğunu söyledim. Malum, ABD’liler ciddi araştırmalar sonucu vize veriyor ve bu bir güvence oluşturuyor vize işlemlerinde. Bunu söylediğim elçilik Başkentten bir görüntü - Guatemala City - Guatemalagörevlisi, şaşkın bir halde ” ABD vizeniz var mı? ” diyerek, pasaportuma bakmak istedi. ABD vizesini gören görevli, ” bekleyin bi dakka! ” deyip, içeri girdi ve bir kaç dakika sonra tekrar yanıma gelerek, ” size vize vereceğiz. 25 dolar vize ücreti verin! ” dedi. Ve işlemlerim birkaç dakika içinde tamamlandı. Fakat, vizenin altına not düşmeyi de unutmamışlar. Sonuçta zor da olsa vize almıştım. Ülkeye kara yoluyla girecektim. Sınır kapısına vardığımda, karşımda dağın tepesinde küçük bir binadaki görevlilerden ikisi, giriş kapısının önüne bir masa koymuşlar ve ülkeye gireceklerin pasaportuna mühürü vuruyor ve içeri alıyorlardı. Sıra bana geldiğinde, görevlilerden birisi pasaporta baktı ve ” ne kadar kalmak istiyorsun. Sana bir hafta vize vermişler, istersen daha uzun süre yazabilirim. İki sigaran var mı?” dedi. Ben de “1 ay yeter” deyince, vizeyi 30 güne çıkarttı ve mühürü vurdu. Hepsi iki sigaraya olmuştu. İki ülke dolaşıp, zar zor aldığım Guatemala vizesi, sınırda çok kolay olmuştu. Anladım ki, Orta Amerika’da işler böyle yürüyor. Bu benim için şaşırtıcı olduğu kadar, öğretici de olmuştu. Zira, bu benim işime yarayacaktı gezi boyunca. Güldüm ve yürüdüm sınırdan içeri.

Başkentte bir cadde - Guatemala City - GuatemalaGuatemala’nın başkenti, ülkeyle aynı ismi taşıyan Guatemala City. Bir öğle vakti indim oraya. Terminal şehir dışındaydı ve bir arabayla kent merkezine geçerek, uygun bir pansiyona yerleştim. Çok konforlu olmasa da, benim için yeterliydi. Pansiyon, kent merkezine yakın bir yerdeydi ve yürüyerek çok yere gitme imkanı sunuyordu.

Guatemala City, sonradan başkent olmuş bir yer. Ülkenin ilk başkenti Antigua Guatemala isimli bir yer. Yıllar önce Antigua Bölgesi’nde yaşanan depremler sonucu, başkent, şu an ki başkentin bulunduğu vadiye taşınmış ve ismine Guatemala City denilerek başkent yapılmış. Kent, özellikle başkent olmasıyla birlikte önemli atılımlar yaparak, günümüzdeki hale gelmiş. Kentin merkezini geniş bir meydan oluşturuyor. Meydanın bir tarafında park, diğer taraflarında Katedral ve birkaç tarihi bina yer alıyor. Her tür insanın akşama kadar zamanını hasrettiği bu meydan, sık sık gösterilere sahne oluyor. Seyyar satıcılar ve güvercinlerin hiç eksik olmadığı bu alan, başkentin kalbi gibi.

Guatemala City’de Türkiye’yi tanıyan yoktu. Fakat, harita almak üzere Başkentin Ana Meydanı - Guatemala City - Guatemalagittiğim bir turizm ofiisndeki genç bir kız görevlinin, Türk olduğumu söyleyince, etrafına neşe saçması ve hemen İstanbul’u sorması, beni de mutlu etmişti.

Yoksullukla gelişmişliği bir arada yaşamaya çalışan Guatemala City, yönetime karşı savaşan gerillalarla yapılan barış anlaşmasıyla nefes alıp, geleceğini kurmaya çalışıyor şimdi.

İSMET İNCE

Kızıldereli dansları, Mexico CityBugün yirmi beş milyona yaklaşan nüfusuyla,en büyük kentleri arasında yer alan Mexico City, merkezindeki Zogalo Meydanında her akşam sunulan Kızıldereli danslarıyla izleyicilerini hala büyülemeye devam ediyor.

Kayıp çocuklarını arayan annelerin yürüyüşü, 25 Mayıs Meydanında, Buenos Aires, ArjantinTango’nun, ünlü edebiyatçı Jorge Luis Borges’in ve futbol ilahı Maradona’nın hayat verdiği Arjantin’in hiç sönmeyen güneşi.

Arjantin’e Urugay’ın sınıra yakın kenti Fray Bentos’tan bindiğim otobüsle yaptığım kısa bir yolculuk sonunda geldim. Başkent Buenos Aires’e yağmurlu bir akşamdı indiğim zaman. Otobüs terminalinin bulunduğu ünlü Retiro’dan metroyla ulaştım kalacağım otele. Aslında bildiğim bir otelde yoktu. Fakat terminalde karşılaşdığım bir Hollandalı’dan aldığım adresle gittim oraya. San Juan Metro İstasyonu’ndan 10 dakikalık bir yürüyüşle varılıyor Humberto Primo 1 adresindeki hostele. Tamamen turistlerle dolu hostelde konaklama fiyatı 10 Dolar. Hostel, B.Aires’in tango merkezleriyle ünlü San Telmo bölgesinde bulunuyor. San Telmo, merkeze yakın ve metro ile ulaşımı kolaylaştırılmış bir bölge. Arjantin’in ilk tangoları buradaki barlarda yapılmış. Pek çok tarihi binaya ev sahipliği yapıyor. Hemen arka tarafında, Arjantinli ünlü  futbolcu Maradona’nın doğup büyüdüğü ve uzun yıllar Boca Juniors’da futbol oynadığı bir bölge, La Boca yer alıyor. Genellikle İtalyan ağırlıklı göçmenlerin gelip yerleştiği bir varoş La Boca. Nispeten daha düşük gelir gurubuna sahip kişiler yaşadığı içindir ki, başkentin zor ve sıkıntılı bölgelerinden birini oluşturuyor. Her biri değişik renkte boyalı evlerin oluşturduğu sokak ” Caminito ” da burada bulunuyor. Caminito, baştan sona eski sanatsal minyatürler ve eşyaların sergilendiği ve köşe başlarında ellerindeki değişik müzik aletleriyle ziyaretçelere müzik yapan değişik yaş grubundan insanların, kaldırımlarını işgal ettiği bir yer. Çok renkli ve  enteresan bir bölge.

Recoleta Mezarlığı - B.Aires - ArjantinB.Aires’in merkezini, pek çok tarihi ve idari binaya ev sahipliği yapan La Plaza de Mayo Meydanı oluşturuyor. Meydana metro ile ulaşmanın mümkünatı yanında, yürüyerek de gitmek mümkün. Meydanda, her perşembe meydandan ismini alan Annelerin Toplantısı yapılıyor. 70′li yıllardaki askeri dönemde çocuklarını kaybeden anneler, kız kardeşler, sevgililer bir cemiyet kurmuşlar ve ismine 25 Mayıs Anneleri diyorlar ve her perşembe bu meydanda toplanarak, askeri dönemde kaybolan çocuklarını arıyorlar. Pek çok sivil toplum kuruluşunca da desteklenen annelerin toplantısı,tam bir gösteri şeklinde oluyor. Meydanın ortasına yerleştirilen yüksek bir tak üzerine, kaybolan çocuklarının resimlerini asıyorlar. Yan tarafta çocuklarına ait kanlı gömlekler,fotoğraflar ve muhtelif dokümanların bulunduğu bir sergi-gezi çadırları kuruluyor. O dönemde yaklaşık 30.000 insanın kaybolduğu ve bugün hala pek çoğunun izine bile rastlanılamadığı söyleniyor. Takın etrafında defalarca dönen anneler, turun sonunda ellerindeki pankartı açarak,devlet başkanından çocuklarının akıbetini soruyorlar. 25 Mayıs Anneleri, yıllardır çocuklarını aramalarıyla, Arjantin halkının önemli bir desteğini elde etmiş görünüyor.

B.Aires, çok sayıda tarihi binaya ev sahipliği yapmasıyla da ünlü. Sanki bir Senato Binası - B.Aires - Arjantinmüzeler,parklar ve anıtlar kenti gibidir B.Aires. Pek çok Arjantin ünlüsünü barındıran mezarlığı Roceleta’da görülmeye değer. Bir dönemler, Arjantin siyasal ve sosyal yaşamına damgasını vuran Eva Duarte Peron’un mezarının da bulunduğu bu yer, tam bir sanat müzesi gibidir. Her gün yüzlerce ziyaretçiyi kabul eden Eva’nın mezarı başında onun anıları dilden dile dolaşmaktadır. Arjantin’in yakın tarihine damgasını vuran Eva Duarte Peron, küçük yaşta yetimler yurdunda kendini bulur. Sesinin çok güzel olması nedeniyle, San Telmo’daki bazı kafe ve barlarda şarkı söylemeye başlar. Sesi, onu kısa sürede ünlü yapar ve kentin önemli eğlence merkezlerinde sahneye çıkar. Talihi, onu, günün birinde devlet başkanı Juan Peron’un eşi yapar. Ve o andan itibaren, içinden geldiği kesimleri unutmayan Evita, devlet olanaklarını yoksul kesimlere aktarmaya çalışır. Bir anda,  “Yoksulların Meleği ” olan Evita, kocasının devlet başkanlığı seçimlerindeki başarısında önemli pay sahibi olur. Bir ara, yoksul kesimlerin desteğiyle başkan yardımcılığına da aday olur. Kazanmasına kesin gözüyle bakılan Evita, Arjantin oligarşisinin baskısıyla adaylıktan vazgeçmek zorunda kalır. 18 Julio Bulvarı - B.Aires - ArjantinBuna çok üzülen Evita, bir süre sonra ölümcül bir hastalığa yakalanır ve 33 yaşında iken hayata gözlerini yumar. Hayatı acılarla geçen Evita, aradan yıllar geçmesine rağmen, hala Arjantin insanın ruh dünyasında ve günlük yaşamında bir yerlerde yaşıyor. Bugün, her önemli sorunda  bir denge ve arabulucu olarak başvurulan Peronizm’in ülkede, bir güç olarak var olmasında Eva Duarte Peron’un önemli payı olduğu söyleniyor.

Bunun dışında, ünlü edebiyatçı Luis Borges ve futbol ilahı Maradona gibi ünlüleri  de yetiştiren B.Aires, tangonun merkezi olarak, bir rüya kent gibi ziyaretçilerini büyülemeye devam ediyor.

İSMET İNCE

Montevideo, Belediye Bandosu KonseriUruguay’ın bir milyon nüfuslu, bu sakin başkenti Montevideo, sessiz ve huzurlu bir yer. Ama sorunları da yok değil.

Parati kentinde sokakBu önemli kent, tüm gezginlerin, günün birinde mutlaka görmesi gereken bir kent. Bir gece yarısı yağmur altında Rio’ya indim. Havaalanından gece yarısı olmasına rağmen kente servis vardı. Nereye gideceğimi de bilmiyordum. Kent merkezinde, cadde üzerinde bir yerde indirmelerini söyledim. Yağmur hala devam ediyordu. Servisten inince, bir taksiye bindim ve en yakın  otele götürmesini istedim. Yerleştiğim otel, Gloria Bölgesi’nde caddeye açılan sokağın köşe başında bir yerdi ve asgari konaklanabilir şartlarına haizdi.

Rio De Janeiro, ” Ocağın ırmağı ” anlamına geliyor. Brezilya’nın gururu Maracana stadı - Rio de Janeiro - Brezilyagibidir. Pek çok tarihi turistik binanın yanında önemli eğlence merkezlerine de sahip. Kent merkezi genellikle, idare binaları ve iş merkezleriyle kaplı. Sahilleri çok ünlü. Özellikle Copacabana ve İpanema Plajları yerli yabancı herkesin zamanının bir kısmını mutlaka isgal eden bir yer. 7 km. uzunluğa sahip bu plajlar, özellikle akşam saatlerinden sonra, hayli kalabalık oluyor ve sanki bir eğlence, dans ve müzik arenasına dönüşüyor. Her tür eğlencenin merkezi sayılabilecek kadar sonsuz özgürlüğün kullanıldığı plajlar, aynı zamanda Rio’ya gelen turistlere keyifli dakikalar yaşatmasıyla ünlü. Plajların hemen karşı tarafında yer alan oteller de, bu konukları ağırlamakta birbirleriyle yarışıyor. Gündüz gece uzayıp giden kumsallarıyla deniz ve güneş mekanı olan plajlarda, özellikle İpanema Plajı’nda sütyensiz denize girenlere bile rastlamak mümkün.

Rio’nun tepemsi bir bölgesinde ünlü bir İsa Heykeli yükselir: Corcovado…Rio’ya yolu düşenlerin mutlaka yanına kadar çıktığı İsa Heykeli, kollarını açarak denizi kucaklıyor. Bunun dışında, Sugar Loaf, teleferikle çıkılan bir diğer ziyaret noktasını oluşturur.

Sugar Loaf - Rio de Janeiro - BrezilyaRio, yılın her ayında ziyaret edilebilmesine karşın, özellikle ünlü Karnavalında bir insan seline dönüşüyor. Şubat ayında gerçekleştirilen karnaval günlerinde yüz binlerce insanı ağırlayan Rio’da yer bulmak mümkün olmuyor. Rio’daki pek çok samba okulunda yetiştirilen kişilerce bir renk ve süs ambiansına dönüştürülen karnaval, uzun yıllardır Brezilya ekonomisine önemli gelir kaynağı oluşturuyor. Özgür bir yaşam imkanı sunan karnavalı görmek isteyenler, mutlaka birkaç ay önceden otellerden yer ayırtmak zorundalar. Fiyatların da yükseldiği karnaval günleri, Rio’ya gidip de, gezmek ve eğlenmek isteyenlerin mutlaka zaman ayırması gereken bir Brezilya keyfidir.

Denizi, kumsalı, plajları, tarihsel yapıları ve karnavalıyla Rio de Janeiro, Güney Amerika’nın hala rakipsiz bir incisi gibidir.

İSMET İNCE

Yeni Delhi - Delhi kapısı

yazılacaktır…

“Bir yıl sonrasını düşünüyorsan tohum ek,
Ağaç dik,on yıl sonrası ise tasarladığın
Ama yüz yıl sonrası ise düşündüğün,
Halkı eğit,
Bir kez ürün verir ekersen tohumu,
Bir kez ağaç dikersen on kez ürün verir.
Yüz kez olur bu ürün,eğitirsen halkı,
Balık verirsen bir kez doyurursun halkı,
Öğretirsen balık tutmasını, hep doyar karnı.”

Kuan TZU


Bize bir şey söylermisiniz, lütfen!

Konuklarımıza hizmet etmekte mükemmellik TAFANA’nın temel felsefesidir. Bu nedenle; sizin objektif bakışınızla işbirliği yapmak, her türlü yorum ve değerlendirmenizden faydalanmak, sizlerin güven ve takibini paylaşmak için bu bölümü oluşturmuş bulunmaktayız.

Bize bir şey söylermisiniz,lütfen!

( Bu yazı, “Binrota.com yazarlarından DÜNYA KADAR BİLGİ” isimli kitapta yayımlanmıştır. )

 

 ”AVANOS …”

 1867′den 1877′e kadar ilçe olan Avanos, bu tarihte tekrar köy haline Genel Görüntü - Avanosdönüştürülür. 1887′e kadar köy olarak devam ederken, anlatıldığına göre; bir araya gelen 5 Avanoslu ilçe merkezi olan Gülşehir’e giderek, maliyede muhafaza edilen sandığı ( kasayı) kaçırıp, Avanos’a getirir. Durum, ilgililerce hemen saraya bildirilir. Fakat, Sultan Abdülhamit’in yaverlerinden sarayda görevli Avanoslu Kurena Arif Bey’in devreye girmesiyle konu kapatılır ve böylece Avanos’a 1887′de ilçe olma hakkı tekrar verilmiş olur.

1888′de bir kaza olarak Kırşehir Vilayeti’ne bağlanan Avanos, Nevşehir’in 1954′te vilayet olması üzerine Nevşehir’e bağlanır. O tarihten bu yana, gelişen ve büyüyen Avanos, Kızılırmağın iki yakasına kurulmuş12. 000 nüfuslu, turistik bir ilçedir.

Kızılırmak - AvanosPek çok film ve hikayeye konu olan Kızılırmak, ilçeyi doğudan batıya tam, ortadan ikiye ayırır. Hititler dönemindeki ismi “Marassantia”, Bizans döneminde ise “Halys”dir. Irmak, Avanos’un iki yakasını, ikisi çevre yolu, biri taş, diğeri asma olan dört köprü ile birbirine bağlar.

Taş köprü, Sultan Abdülhamit döneminde sarayda görevli Avanoslu Kurena Arif Bey’in katkılarıyla 1898 yılında yapımına başlanmış, 1900 yılında hizmete açılmıştır. O günün parasıyla 3700 lira harcanarak yapılmış köprü, iki tarafındaki başlıklarıyla beraber, toplam 11 ayak üstüne oturtulmuştur. Ayakların yapımında kullanılan taşlar, Avanos yakınlarındaki çeç ve karadağ bölgesinden manda kağnılarıyla getirilip yerleştirilmişlerdir. Taşların hiçbir aşınmaya uğramaksızın, hala ayakta kalması, bugün bile dikkat çeken bir durumdur. Köprünün ayaklarının, halk arasında sarı-kara ustalar olarak bilinen Türk ustalarca yapıldığı söylenmektedir. Hatta, aynı ustaların 1895 yılında Avanos’un çarşı içindeki eski hükümet konağını da yaptıkları ileri sürülmektedir. Köprünün üstü, yapıldığında önce tahtayla kaplanmış ve 20 yıl boyunca Taş Köprü - Avanosgeçiş ücrete tabi kılınmış, fakat tahtalar zamanla yıpranınca, o yıllarda Kırşehir Milletvekili olan Avanoslu Ali Rıza Bey’in yardımlarıyla 1924′te değiştirilmeye başlanmış, çalışma 1926′da tamamlanarak, beton haline getirilmiştir. Beton kısmın yapımı, Wolf isimli bir Macar ustanın öncülüğünde, bazı Türk ustaların da katılımıyla oluşan ekip tarafından, dönemin fiyatlarıyla 60. 000 liraya mal edilerek gerçekleştirilmiştir.

Uzunluğu 151 m. olan taş köprünün yaya bölümü 1995 yılında tadilat görerek genişletilmiştir.

Asma Köprü - AvanosTahta köprü ise, 1973 yılında, 180 m. uzunluğunda, 2, 30 m. eninde, sadece yaya yürüyüşüne uygun olacak şekilde ve demir ayaklar üstüne ahşaptan yapılmıştır. 1994′te onarım gören, Türkiye’nin 2. asma köprüsü olma iddiasındaki köprünün, özellikle Kızılırmak üstündeki bölümü hafif salıncak gibi sallanmasıyla, konuklarına keyifli dakikalar yaşatmaktadır.

Kızılırmağın iki tarafı, ırmak taşkınlığına engel olmak zamacıyla rıhtımla çevrilidir. Eski bölge tarafındaki rıhtım 1954 yılında Kayserili Sarı Yıldız firmasınca karadağ bölgesinden getirilen taşlarla yapılmış, diğer kısmı ise 1969 yılında yaya yürüyüşüne daha müsait bir tarzda inşa edilmiştir.

Kızılırmağın kuzeyinde yer alan bölüm Avanos’un eski yerleşiminin olduğu, çarşı ve hükümet binalarının bulunduğu kısımdır. Karşı taraf ise, pazar yeri ve az sayıda işyerinin bulunduğu, daha çok ikamet amaçlı yerleşimin hakim olduğu bölümü oluşturur.

Çarşının bulunduğu eski bölgedeki yapıların çoğu, üst üste geçmiş bir Bir Sokak ve Ev - Avanosgörüntü verirler.

Dağa yaslanmış olmaları nedeniyle, dar ve dolambaçlı sokaklara sahiptirler. Yapı malzemesi olarak, Avanos’un civarında bulunan taş ocaklarından elde edilen “kisir taşı” kullanılmış, yapılar genellikle yığma olarak inşa edilmiştir. Beton binalar ise, daha çok ticaretin döndüğü çarşı merkezi ve civarında yer alır.

Sokakları genellikle taş kaplı olup, bazı kısımları çatı altından devam eden Eski Avanos’tan Görüntü - Avanosve yerleşimi labirent gibi bir görüntü veren bu eski bölgedeki evlerden birindeki bir odaya kazma vurulsa oradan başka bir evin odasına ulaşılır.

Bu bölgedeki evler, genellikle iki katlı olarak yapılmıştır. Geniş bir kapıdan girilen avludan sonra çardak, tafana ve odalar alt katta, misafirlerin ağırlandığı köşk ise, üst katta yer alır. Alt kattaki odalar genellikle taş kemerlerle kaplıdır. Evlerin çoğundaki taş ve ahşaplardaki ince işçilik dikkat çekicidir.

Bir Sokak ve Evler - AvanosBüyük çoğunluğu yaklaşık 100-150 yıllık bir geçmişe sahip bu evlerin aşınma, kayma ve yıkılma gibi nedenlerle zaman içinde kullanılamaz hale gelmesi üzerine; sahipleri, 1968′de ırmağın karşı tarafında yapılan afet evlerine taşınmak zorunda kalmışlardır.

Avanos’un geleneksel yaşamı ve mimari tarzı açısından son derece önemli olan bu bölge, 30 yıl kadar kaderine terk edildikten sonra, 1998 yılında yürürlüğe giren “Koruyucu İmar Planı” Bir Ev - Avanosdoğrultusunda yeniden tadil ve onarım şansı yakalamış, bu suretle içinde Edip Akbayram, Musa Eroğlu ve Halil Ergün gibi sanatçıların da bulunduğu çok sayıda yerli ve yabancı alıcılar bulmaya başlamıştır.

Avanos, kara ikliminin hakim olduğu bir bölgede yer almasına karşın, dağa yaslanması ve ırmağın etkisiyle yumuşak bir iklime sahiptir. Etrafı bağ, bahçe ve ağaçlıklarla çevrilidir. Yakın civarında , özellikle çanakçılığa hammadde kaynağı oluşturan kil yatakları mevcut olup, sayıları 8′i bulan tuğla fabrikalarıyla toprak sanayii ve turizm önemli sektörler durumundadır.

Avanos ekonomisi, özellikle son yıllarda turizme dayalı bir şekilde yürümektedir. Hizmet sektörlerinin yanında, halıcılık ve çanakçılık, Avanos turizminin temelini oluşturur.

Bir el sanatı olarak çanakçılık, Avanos turizmine hayat verir. Hititlere Muhtelif Çanak Ürünleri - Avanoskadar uzanan geçmişiyle bir ata mesleği durumundadır. Avanos civarındaki dağlardan getirilen topraklar, işlik adı verilen çanak hanelerde ustalarca işlenip, 800-1200 derece ısıda pişirilmesiyle çanak ürün olarak ortaya çıkar. Önceleri 250-300 civarında atölye ve çok sayıda çanak ustasına sahip olan sektör, şimdilerde turizmin devreye girmesiyle kabuk değiştirmiş, el sanatı olma özelliğinden uzaklaşarak daha karlı ve pratik olan al-sata yönelmiştir. Bu ise, “işlik”lerin azalmasına, yeni ustaların yetişmemesine neden olmuştur. Sektördeki bu daralmaya rağmen, Avanos’ta halen çoğunluğu geleneksel yöntemlerle çalışan 50 civarında “işlik” bulunmaktadır. Çoğunluğu doğal kaya oyma Çanak Fırını - Avanosmağaralardan oluşan işlikler, daha çok Avanos merkezinde yoğunlaşmış olup, ziyaretçilerin önemli bir ilgi odağı durumundadır.

Her şeyin ötesinde, Avanos’a Kapadokya’nın el sanatları merkezi olma gerçekliğini sunan bu işliklerde, takribi 150′si çanak ustası olmak üzere 250 kişi çalışmakta, bunların yakınları da hesaba katıldığında, bugün yaklaşık 1500 kişi fiilen bu sektörden geçinmektedir.

Günümüzde çanakçılıkla Avanos o kadar iç içe geçmiştir ki, bu el sanatını temsilen çarşı merkezinde bulunan parkta yüksekçe bir ahşap sundurma altında büyük bir çanak yapan adam heykeli, yine Avanos’un yetiştirdiği “Gökteki Yıldızı Fener Mi Sandın” türküsü ile ünlü saz ve ses sanatçısı Selahattin Küçükdağ’ın pirinç-metal dökümü heykeliyle birlikte Avanos’u resmetmektedir.

29.3.2006 Güneş Tutulması - AvanosÇanakçılık yanında, Avanos turizminindeki bir önemli sektör de “halıcılık”tır. Avanos’un kuruluşuna kadar uzanan tarihiyle halıcılık, yakın zamana kadar pek çok Avanoslu’nun kazanç kapısıydı. Önceleri dağlardan toplanan muhtelif otların kaynatılmasıyla elde edilen kök boyaların, yakın zamanda da yapay boyaların kullanılmasıyla ve genellikle kırmızı ve sarı renklerinin hakim olduğu halılar dokunurken, turizmle birlikte bir el sanatı olma özelliğiyle evlerde icra edilen Avanos halıcılığı, günümüzde daha çok başka bölgelerden getirilerek yapılan bir al-sat işine dönüşmüştür.

Buna rağmen, muhtelif ölçekteki işletmeleriyle halıcılık, Avanos ekonomisinde önemli potansiyele sahip olup, bir el sanatı olarak tarihteki yerini almıştır. Hatta, bu konuda; Abdülhamit döneminde sarayda oluşturulan, halıcılıkta araştırma ve geliştirme amaçlı halı hanelere Avanos’tan da iki ustanın çağrıldığı dahi, kuşaktan kuşağa anlatılmaktadır.

Çanakçılık ve halıcılık dışında bir önemli alan da bağcılıktır ki, önceleri ailenin geçim kaynağı olarak yapılırken, son yıllarda evin ihtiyacını karşılayan bir uğraş durumundadır. Fakat birkaç yıldır yaygınlaşan “ev şarapçılığı” işi, bir gelir unsuru haline dönüşünce, bağcılık tekrar önem kazanacak gibi görünmektedir.

Bugünlerde “ev şarabı” yapımına kaynaklık eden Avanos bağcılığı, yakın Meydanda Çanak Yapan Adam Heykeli - Avanoszamana kadar bazı şenliklere de kaynaklık ederdi. Şenlik deyince, Avanos’un geleneksel şenlik ve eğlenceleri de ünlüdür. Bunların bazıları şimdilerde yaygın bir şekilde yapılmamakla beraber, bir kısmı, özellikle üzüm toplama zamanı yapılan Binnik, 6. Mayıs’da Hıdrellez, Ramazan Bayramın’ndan 3 gün önceki akşam Goyun Ho, 29. Ekim Cumhuriyet Bayramı’ndaki Sin Sin ve düğünlerde Kelle Atılması hiç unutulmamaktadır.

Pek çok geleneğe sahip Avanos, içinden nüktedan insanlar da çıkartmıştır. Nükte deyince hemen akla, “Şemsi’nin Ahmet”gelir. 1907-1990 yılları arasında yaşamış, Avanos nüfusuna kayıtlı Şemsi’nin Ahmet, tüm bir hayatı boyunca yaşadıkları ve söyledikleriyle, tam bir keyif adamı olmuştur Avanos’ta. Neredeyse, Avanos’un Nasreddin Hoca’sı olan Şemsi’nin Ahmet pek çok anısının yanında, özellikle eşinin bir ev sohbetinde bana anlattığını paylaşmak isterim: Şemsi’nin Ahmet’in annesi ölür. Ertesi sabah cenaze kaldırılacağı için tüm yakınları gece evde toplanır. Bu ölümdür ya, evdeki herkes ağlamaktadır. Gece ilerleyen saatlerde Şemsi’nin Ahmet acıkır, fakat derdini kimseye açamaz. Derken bir ara, gözyaşı ve insan kalabalığı arasında ele geçirdiği eşi “Anşa”ya isteğini söyler. Bunu duyan Anşa, “ciğerine nüzul insin, şimdi onun sırası mı, herkes ağlarken sen karnını düşünüyorsun, devrilesice” diyerek kızar. Eşi Anşa’dan bu cevabı alan Şemsi’nin Ahmet, bunun üzerine “ne var ga Anşa, acıyan yir ayrı, acıkan yir ayrı, bi pilav yapıp yesek de dok dok ağlasak, daha iyi olmaz mı?” der ve moralsiz bir halde oradan uzaklaşır.

Güveç- Kuru Fasulye - Çorba - AvanosKonu yemekten açılınca, tabii ki Avanos yemeklerinin tadı da unutulmazdır. Zengin bir yemek kültürüne sahip Avanos’un tadına doyulmaz mutfağının, her dönem konukları tarafından beğeni ve özlemle anılan, Tarhana Çorbası, Ağ Pakla ( Kuru Fasulye ), Bağ Pilavı, Güveç, Bazlama, Hamursuz, Çığıtma ve şimdilerde pek çok restoranda gününşartlarına uygun hale dönüştürülerek konuklarına sunulan ve testi Testi Kebabı - Avanoskebabı olarak anılan Fırında Çömlek Eti, en vazgeçilmez lezzetlilerindendir.

Avanos’a yolu düşenler; bir taraftan tarihin, ırmağın ve yemeklerin tadına doyarken, başka bir taraftan ziyaret edebileceği pek çok tarihsel ve turistik gezi noktaları bulacaklardır.

Bunların en ilgi çekici olanları şöyle sıralanabilir :

Avanos’ta Gezilecek Yerler :

Çanak Atölyeleri : Bazıları şehir dışında olmasına karşın, çoğunluğu ve asıl merkezi Avanos’un içindedir. Her biri kayadan olma doğal mağaralardan oluşur. Bu atölyeler, Avanos ekonomisinin önemli bir damarını oluşturmasının yanında, Avanos’a gelenlerin en çok ziyaret ettiği önemli bir el sanatları merkezidir.

Yamanlı Kilise : Avanos’un Yeni Mahalle mevkiinde ve önüne kadar Yamanlı Kilise - Avanosaraba ile gidebilme imkanının sunulduğu bir eski kilisedir. Hangi döneme ait olduğu kesin olarak bilinmemekle beraber, 4 ve 6. Yüzyıllar arasındaki Hıristiyanlık kültürünü temsil ettiği iddia edilmektedir.

Demir ızgaralı bir kapıdan içeri girilen kilisenin içerisinde muhtelif tarzlarda haç resimleri mevcuttur. Fakat, kilisenin tavanı bitmemiş durumdadır. Bazı özel günlerde turistlerin talepleri üzerine ibadet yapılabilmektedir.

Çeç Tepesi - AvanosÇeç Tepesi : Avanos’un yaklaşık 15 km. batısında ve Kızılırmağın güneyinde yer alır.

Yüksek bir tepede bulunduğundan Avanos’tan bile görülebilmektedir. Bazen kovboy şapkasına, bazen huniye benzetilen Çeç, uzun ve yokuşu bol bir dağın üzerinde; 300 m. lik bir alanda kurulu, yarı çapı 50 m. yüksekliği 30 m. olan bir tümülüsdür. Tamamen parça halindeki taş yığınından oluşan tepenin takribi 100. 000 m3′den fazla taştan Çeç Tepesi’nden Güneş Batımı Seyri - Avanosoluştuğu iddia edilmektedir. Hangi dönemde yapıldığı ve kime ait olduğu konusunda kesin bilgi olmamakla beraber, halk arasında, tümülüsün Bizans yöneticilerinden birisine ait olabileceği konuşulmaktadır.

Saruhan Kervansarayı : İpek Yolu üzerinde ve Avanos’a 5 km. mesafede bulunan, 13. Yüz-yıl Selçuklu eseridir. 1249 yılında Selçuklu Sultanı İzzettin Keykavus döneminde 2000 m2′lik bir alan üzerine kurulmuş olup, kullanılan taşın renginden dolayı “Saruhan” ismini almıştır. Yüksek duvarlardan oluşan tek katlı yapının, büyük ve ihtişamlı bir giriş kapısı vardır. Kervansarayın içerisinde biri açık, diğeri kapalı olmak üzere iki bölüm bulunur. Üstü açık ön bölümde geniş bir avlu yer alır. Avlunun sağ tarafında kışlık odalar, sol tarafında 7 sütun arasına yerleşmiş yazlık odalar kurulmuştur. Girişin, merdivenlerle çıkılan hemen üst kısmı küçük bir mescittir. Avlunun arka tarafındaki kapalı bölüm ise, gelen misafirlerin atlarının bağlandığı bölümdür. Kervansaraylar, Selçuklular döneminde ticaret kervanlarının hem dinlenme, hem korunma yerleriydiler. Bu Saruhan Kervansarayı Giriş Kapısı - Avanosyüzden burada da konaklayanlara da 3 gün boyunca karşılıksız yemek verilir, ayakkabıları tamir edilir ve benzer yardımlar yapılırdı. Saruhan Kervansarayında aydınlatma mum ve kandillerle sağlanmaktaydı.

1991 yılında restore edilen kervansaray, şimdilerde turistik amaçlı kullanılmaktadır.

Paşabağ : Avanos’un 3, 5 km. uzağında ve Zelve yolu üzerindedir. Şapka türü peribacaları bu bölgede bulunmaktadır. Peribacaları tekli, ikili ve üçlü olarak araziye dağılmış durumdadır. Yolun sağında ve 200 m. içeride üç başlı peribacalarından birinde, Aziz Simon isimli papazın 15 yıl saklanarak yaşadığı şapel, şapelin karşısında da bir manastır yer alır.

Yine yolun sağ tarafında bulunan beyaz bir tepe, güneşin batışının izlenmesi için özellikle tercih edilen bir yerdir.

Zelve : Paşabağ bölgesinin devamında ve yolun sonundadır. Kapadokya’nın mutlaka görülmesi gerekli yerlerinin başında gelir. 9-13. Yüzyıllar arasında bölgedeki ilk Hıristiyanların ikamet merkezidir. Bu bölgeye sırayla Bizanslılar, Rumlar ve Müslüman Türkler yerleşmişlerdir. Birbirine benzeyen üç vadiden oluşur. Yaklaşık 15 civarında kilisenin yer aldığı Zelve Vadisi’nde Balıklı, Geyikli ve Üzümlü isimli kiliseler, vadinin en ünlü kiliseleridir. Kiliselerin yanında, sağdaki vadini girişinde ve solda, kayaların oyulmasıyla yapılmış, bir küçük camii de bulunur.

1924 yılındaki Türk-Yunan mübadelesinde, buradaki Hıristiyanlar Yunanistan’a gitmiş, kalan Türk nüfus ise, kayaların tehlike arz etmesi üzerine tahliye edilip, 2 km. yakında Aktepe isimli bir köy kurularak, oraya yerleştirilmişlerdir.

Kapadokya’dan Bir GörüntüÇavuşin : Avanos’a bağlı, 5 km. mesafede küçük bir köydür. Köyde, Çavuşin Kilisesi, Vaftizci Kilise ve Bizans İmparatoru Nicefor Fokas adına yapılan Güvercinlik Kilisesi yer alır.

Ön cepheleri bozulmuş olan kiliselerin içerisi İsa’nın hayatından kesitlerle süslenmiştir. Köy, 1950 depreminde büyük hasar gördüğünden bugünkü düzlüğe taşınmıştır.

Özkonak Yeraltı Şehri : Avanos’un 13 km. uzağında ve Avanos’a bağlı Özkonak Kasabasının doğu girişinde yer alır. 1972′de bulunmuş olup, dört kattan oluşur. Yapılış tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber M. Ö. 400 yıllarında var olduğu söyleniyor. En alttaki 4. katın sonuna, sadece tek bir kişinin hareket edebileceği kadar dar bir koridordan geçilerek ulaşılır. Bu en son bölüm, yeraltı şehrinin cezaevi bölümüdür. Katlar arasında ve bazı odaların girişinde kapı görevi gören ve ancak çok sayıda insan gücüyle hareket ettirilebilen, değirmen taşından daha büyük, tonlarca ağırlığı olan 3 adet “Tıhraz Taşı” bulunur. Tıhraz Taşı’nın kapatıldığı kapı girişlerinin üzerinde, gelen düşmanı avlamak amaçlı kullanılan “avlama delikleri” yer alır. Bu deliklerden kızgın yağlar dökülerek düşman püskürtülmeye çalışılır. Yeraltı şehrinin bazı bölümlerindeki su ve şarap depoları, havalandırma ve haberleşme delikleri, ziyarete gelenleri hayrete düşürecek niteliktedir.

Belha Sarayı : Özkonak kasabası’nın diğer Avanos yolu üzerinde ve sol tarafında yer alır. Bir tepenin dereye bakan cephesinden girilen sarayın, gezilecek fazla bir tarafı kalmamıştır. Çoğu kısımları yıkılmış, sadece atların bağlandığı yem takaları ve yan tarafta cezaevi denilen karanlık bir odası bulunmakta olup, M. S. 6. Yüzyıla ait olduğu ileri sürülmektedir.

Bunların dışında, Avanos’un 5 km. uzağında, Kayseri yolu Deve Bağırtan Kum Sekisi - Avanosmevkiinde ve yolun sağında , Yayla Deresi’nin bitiminde, yoldan 1 km. içeride iki kum tepesinin arasında “Kum Sekisi” denilen girişi taşlarla kaplı ve küçük bir girişe sahip, tarihsel kalıntı olduğu var sayılan bir yer bulunur. Burası hakkında fazla bir bilgiye ulaşılamamış olmasına karşın, önemli bir kişiye ait mezar olabileceği konusunda söylenti dolaşmaktadır.

Avanos, hala, çok tarafı araştırılmaya değer tarihsel bir hazine gibidir. Bundan 35 yıl önce takribi 70′li yılların başında Kızılırmağın güneyinde, Avanos’un Kızılyar Mevkiinde bir lahit bulunmuştur. 2, 20 m. uzunluğunda, 70 cm. yüksekliğinde, 78 cm. genişliğinde olan mezar lahitin iki yan tarafında aslan kafaları ve çiçeklerden oluşan kabartmalar ulunmaktaydı. Lahitin içinde, saçlarının sarılığını muhafaza ettiği gözle görülebilen bir kadın bulunduğu, sonraki yıllarda yapılan analizlerle ortaya çıkmıştır. Roma dönemine tarihlenen bu lahit, bir ara yerinden alınarak kaçırılmış, fakat tekrar bulunmuştur. Bulunmasını müteakip Kayseri’de bir müzeye konan lahit, yakın zamanda Nevşehir Müzesi’ne nakledilerek, muhafaza altına alınmıştır.

Yine, birkaç ay önce Avanos’un Bezirhane bölgesinde yapılan kanalizasyon çalışması sırasında, birkaç büyük küp bulunmuştur. Hangi döneme ait olduğuna dair çalışmalar tam olarak bitirilmemekle beraber, en az 1500 yıl öncesi bir döneme tarihlenebileceği ileri sürülmektedir.

Bir Kaya Oyma Animasyon Merkezinde Akşam Eğlencesi - AvanosÖbür yandan, Kapadokya bölgesinin en büyük yeraltı şehrinin Avanos’ta olduğuna ilişkin, halk arasında yaygın bir kanaat söz konusudur. Civarında pek çok yeraltı şehrinin olduğu bir coğrafyanın tam merkezinde yer alan Avanos’ta da bulunmasının pekala mümkün olduğu iddiası, etrafının yeraltı şehirleriyle çevrili olması nedeniyle, araştırılmaya değer görülmektedir. Zaten, Avanos’un dağa yaslanan eski bölgesinin yerleşimi ve kuzeyindeki mezarlık alanının hemen arkasındaki mağaraların varlığı ve çarşı merkezinde park önündeki bir çukurun, birkaç km. uzaktaki köybağı mevkiine kadar uzanıyor olması iddiaları, bunun araştırılmasını gerektiren ciddi bulgulardır. Kaldı ki; , ben de, çocukluğumda çarşı merkezindeki bu çukurdan içeri girer, 50-60 m. gider, fakat içerideki yarasalardan kaçıp, tekrar dışarı çıkardım.

Ve sonuçta Avanos halkı bugün, belki de yörenin en büyük yeraltı şehrinin üzerinde yaşadıklarına inanmakta, en azından bu konunun üzerine gidilmesini beklemektedir.

Avanos, hala geçmiş dönemlere ait pek çok yönü ve gizemiyle tarihin merkezi gibidir. Kapadokya’nın önemli tarihi-turistik gezi noktaları Göreme, Ürgüp, Uçhisar, Ortahisar, Mustafapaşa’ya birkaç km. , Kaymaklı ve Derinkuyu Yeraltı Şehirleri’ne 30 dakika mesafede olup, buraları gezmek için de uygun bir hareket merkezi durumundadır…

İsmet İNCE, Avanos, Eylül 2006